Ateroskleroz Derneği yıllık toplantısı uluslararası katılımla gerçekleştirildi

Ara 10 2009 Published by under 7. Sayı

Yapılan çalışmaların pratik uygulamaya dönmesinin şart olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yağız Üresin, çevrimsel bilimin klinik araştırmalarda laboratuardan hasta yatağına, oradan topluma ulaşma sürecini kısaltma konusunda önemli bir yol açıcı olduğunu vurguladı.

Ateroskleroz Derneği’nin ‘Ateroskleroz ve Klinik Pratikteki Komplikasyonları’ başlıklı uluslararası toplantısı Europian Atherosclerosis Society (EAS) ve International Atherosclerosis Society’nin (İAS) de katılımıyla gerçekleşti.  Toplantının açılış konuşmasını düzenleme kurulu başkanı Prof. Dr. Yağız Üresin gerçekleştirdi. Geçen dönem Ateroskleroz Derneği başkanlığını yürüten Üresin üç yıl içinde yapılan faaliyetlerden bazı başlıklara değindi. Daha sonra kürsüye davet edilen Türk Kardiyoloji Derneği Seçilmiş Başkanı Prof. Dr. Oktay Ergene, ülkemizde uluslararası toplantıların çok sık yapılmadığını söyleyerek, bu toplantının EAS ve İAS’ın katılımıyla gerçekleşmesini sağlayan Ateroskleroz Derneği’ni ve Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu’nu kutladı. Başkanlık bayrağını Prof. Dr. Yağız Üresin’den devralan Prof Dr. Vedat Sansoy ise geçtiğimiz dönem için teşekkürleri ile konuşmasına başladı. Prof. Dr. Vedat Sansoy yeni dönemde de aynı ekibin desteği ile kalp hastalıklarından 65 yaş öncesinde kimsenin ölmemesi amacıyla mücadeleye devam edileceğini açıkladı.

 Klinik araştırmaların değerlendirilmesi

Toplantının önemli tartışmalarından birini Çetin Erol’un başkanlığında yürütülen “klinik çalışma sonuçlarını toplum sağlığı için nasıl uygulayabiliriz” konusu oluşturdu. Konu üzerinde konuşan Prof. Dr. Yağız Üresin, araştırıcının klinik çalışma yaparken yaşadığı zorluklara dikkat çekti. Yapılan çalışmaların pratik uygulamaya dönmesinin şart olduğunu söyleyen Üresin, çevrimsel bilimin klinik araştırmalarda laboratuardan hasta yatağına, oradan topluma ulaşma sürecini kısaltma konusunda önemli bir yol açıcı olduğunu vurguladı.  Çevrimsel araştırmanın yükselişini gelecekte de hızlanarak sürdüreceğini, bu konunun ülkemizde de biran önce anlaşılması gerektiğini katılımcılara aktaran Üresin, çevrimsel araştırma  konusunda gerçekleşen  başarısız çalışmalardan da örnekler de vererek, nedenlerini irdeledi. Oturumun ikinci konuşmacısı Prof. Dr. Nevrez Koylan ise klinik araştırmaları nasıl değerlendirmemiz gerektiğini örneklerle katılımcılara anlattı. Yapılan her yayının önemli olduğunu vurgulayan Koylan, çalışmayı yapacak takımın baştan iyi kurulması, şeffaf olunması, bilim dünyası ve ticari pazarlama arasındaki hassas dengenin iyi ayarlanması ve sonuç mesajının net olarak verilmesi gereğini bildirdi. İnternetin de devreye girmesiyle yayın incelemenin çok zorlaştığını, aynı konuyla ilgili 2-3 adet yayının aynı anda literatüre girdiğini belirtti. Koylan, klinik çalışmalarda bilimsel geçerliliği olan verinin en güçlü pazarlama aracı olduğunun unutulmaması gerektiğini söyledi.  

Diyabet tedavisindeki yenilikler

‘Diyabet ve Ateroskleroz Güncelleme’ konulu oturum ise Prof. Dr. Temel Yılmaz tarafından gerçekleştirildi. İlk olarak kürsüye gelen Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ, yeni algoritmalar ışığı altında diyabetin tanı ve tedavi ilkelerini anlattı. ADA-EASD algoritmasında diyabet ilaçların çalışma ve klinik deneyimi çok ve az olmak üzere ikiye ayrıldığını belirten Karşıdağ, “şu an için ikincil ve üçüncül koruma yaptığımızı ama esas yapmamız gerekenin birincil korunma olduğunu” söyleyerek, obezite tedavisi olmadan tedavinin çok zor olduğunun da altını çizdi. Karşıdağ’dan sonra söz alan Prof. Dr. Göksun Ayvaz ise yeni oral antidiyabetiklerin tedavideki yerini anlattı. Özellikle inkretinlerden bahseden Ayvaz, GLP-1 analogları ve DPP-4 inhibitörlerinin farklılıklarını birbirlerine üstün oldukları noktaları üzerinde durarak, kılavuzlardaki yerlerinden bahsetti. Ardından aynı zamanda oturum başkanı olan Temel Yılmaz son konuşmacı olarak kürsüye geldi. Yeni insülinler ve tedavideki yerlerinden bahseden Yılmaz, her zaman yeni olanın iyi olacağı inanışının yanlış olduğunu söyledi.  HbA1C değerinin 8 olmasının kendileri için kritik önem taşıdığını, bu noktadan sonra özellikle mikro- ve makrovasküler komplikasyonlarda ciddi artışlar olduğunu belirten Yılmaz, insulinlerle tedavi sırasında hekimler tarafından çok yüksek bolus insülin uyguladığını, bunun da hastaların çok sık hipoglisemiye girmeleri şeklinde karşımıza çıktığını vurguladı. Yılmaz tip 2 diyabet tanısı alan hastaların ortalama olarak tanı tarihinden 9,6 yıl sonra insülin kullanmaya başladığının ve bu sırada mikro- ve makrovasküler komplikasyonların ortaya çıktığının üzerinde özellikle durdu. Oturum sırasında bir çok diyabet çalışması da katılımcılar için konuşmacılar tarafından değerlendirildi.

Henüz yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın