Günümüz bilimine samimi bir eleştiri

Eki 24 2010 Published by under 8. Sayı

Dr. Yavuz Dizdar

Yapılan onca araştırmaya karşılık, bilimin topluma katkısı nedense duraklama aşamasında. Her yıl milyarlarca dolar harcanan projelerden birkaç yeni ilaç ve aşı dışında geriye kalan, hektarlarca orman dolusu araştırma raporu ve bir daha okunmayacak binlerce basılı yayın. Özellikle tıp alanında geriye dönüp baktığımızda, görüyoruz ki alabildiğimiz yol, belki birkaç arpa boyu, belki de bir arşın. Bilim değil, daha çok teknoloji ilerliyor. Hastalıkların önlenmesindeki başarımız, birkaç on yıl öncesinden ne kadar farklı? İnsan yaşamına sunduğumuz ne süre ne de refah, peki nerede onca çabanın ürünü olması gereken katkı? Siz ne düşünürsünüz bilemiyorum, ancak ben artık inanıyorum ki bilim bir elli yıldan beri “ekseninden sapmış” durumda. Olan ve biten arasından nedensellik ilişkisi kuramayan bir bilim anlayışı, sorunların nedenine doğru açıklamalar, çözümüne gerçek karşılıklar bulamaz.

Fakülte’nin sekizinci sayısını lütfen bu gözle okuyun. Prof. Dr. Alaattin Akçasu’nun yaşam öyküsü, artık yitirmiş olduğumuz bir evrensel bilim algısının çok isabetli bir özetini sunuyor, bize ilettiği için Prof. Dr. Hüsrev Hatemi Hocamıza müteşekkiriz. Görünen o ki, İkinci Dünya Savaşı ile birlikte değişen anlayışın son ipuçları hala elimizde kalan birkaç eski kitapta saklı. Yerini alan özerklikle zırhlanmış yeni akademi, artık doktor yetiştirmek konusunda bile fazlasıyla mahzun, “bir tıp fakültesi öğrencisinin kaleminden okuyun”. Dahası Leisinger haklı, akademisyenlerin görevleri öğrencilere ders anlatmakla bitmiyor, onlardan esas medet uman “mevcudiyetlerinin temeli” bu toplum.

Sözün özü, Fakülte’nin bu sayısı günümüz bilimine samimi bir eleştiridir.

Henüz yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın