Hastalık ve ekonomik gelişme

May 06 2008 Published by under 1. Sayı

Sağlıkla yaşam beklentisi ve nüfus arasında dolaylı bir büyük etki de var. Nüfus artışı ekonomiyi de etkiliyor. Özellikle yoksul ekonomilerde beslemek gereken daha fazla ağız ortaya çıkıyor ve randıman oranları değişiyor.

Son zamanlarda ekonomistler, politika yapıcılar ve bilimsel dergilerin ilgisini yönlendirdiği ortak konulardan birini de ekonomiyle sağlık arasındaki ilişki oluşturuyor. Genel olarak yaşam standartlarının ekonomiyle bağlantısı konusunda bir sebep sonuç ilişkisi var, zira hastalıkların önemli nedenlerinden birini de gelir farklılıkları oluşturuyor. Bu konularda fikir jimnastiği yapıldığında ikinci bir soru da sağlık ve nüfus, nüfus ve ekonomik kalkınma arasındaki ilişki gündeme geliyor.  Ekonomistler ve sosyal bilimciler nüfus ve ekonomik kalkınmaya giderek daha fazla ilgi gösteriyor, akıl yoruyorlar. Bir sosyal bilimci olan John Sachs, Bill Gates fonuyla da çalışmakta, ortaya koyduğu en önemli savlardan biri, nüfus yükünün ekonomik kalkınma üzerinde önemli bir engel oluşturduğu. Bugün Afrika dünyanın geri kalanına göre çok yoksul. Ekonomistler bunun neden böyle olduğunu anlamak için çok çaba harcıyor, kalkınma ve yaşam standartlarıyla ilgili konularla ilgileniyorlar. Bu görüş genel çevrelerde de tanındı ve onay gördü. Örneğin günümüzde sağlık konusundaki geriliklerin de ekonomiyi olumsuz etkilediği sözleniyor. WHO bu konuda önde gelen kuruluşlardan birisi, küresel güvenlik konusunda da alınacak önlemler politika yapıcıları için çok büyük önem taşımakta, ancak WHO komisyonlarının sağlık koşullarının artırılmasının yaşam kurtaracağı savı da doğruluğunu ve geçerliliğini koruyor. Yoksulluğun azalması ekonomik kalkınmaya olumlu etkilerde bulunacak.

Bu girişin ardından sorulabilecek üçüncü soru ise “neden?”. WHO milyonlarca insanın hayatını kurtarmaya, sağlığa yatırımda bulunulmasına çalışıyor. En başından sağlık sigorta kapsamının genişletilmesi ve böylelikle ölüm oranlarının düşürülmesi çok önemli politik yaklaşım. Ekonomik kalkınmayı teşvik edecek bir diğer politika da bunu analiz etmek. “Afrika neden büyümedi, yaşam standartları nasıl geliştirilir” soruları kimseyi ilgilendirmiyor. Sağlık hizmetinin geliştirilmesinin ekonomik kalkınma üzerindeki etkileri Sachs’ın düşüncelerinden farklı. Sağlık sorunlarına çözüm arayışı mali nedenlerle gerçekleştirilemeyecekse zaten hiç başlatılamıyor. İnsanlar neden sağlık ve ekonomi ilişkisiyle bu kadar ilgileniyorlar?. ABD ve İsviçre’yle karşılaştırıldığında uzun hayat beklentisi ve ekonomik durum arasında korelasyon var. Ancak artan gelirin 19. yüzyılda ömür beklentisinin artmasında da rolü var. İnsanlar sağlıklıysa enerji düzeylerini iyi kullanacaklar, hastalarsa işe gidemeyecekler. İkincisi düşük ömür beklentisi, 40 yaşında ölecek gibiyseniz 20’li yaşlara kadar üniversite okumak çok mantıklı gelmiyor. İşin özünde ekonomik açıdan bakacak olursak makro açıdan bazı veri takımlarını nasıl öngöreceğimizi inceliyoruz. En başta gündeme gelen ve politika yapıcıların getirdiği soru, sağlığın mı ekonomiyi, ekonominin mi sağlığı geliştirdiği şeklinde. Burada bir kilit nokta, kısmi dengelerde etkili olan mikro etkilerin genel denge üzerinde etkili olamayacağı. Olan biten her şeyin makro ekonomiye etkisi olmamalı. Sağlıkla yaşam beklentisi ve nüfus arasında dolaylı bir büyük etki de var. Nüfus artışı ekonomiyi de etkiliyor. Özellikle yoksul ekonomilerde beslemek gereken daha fazla ağız ortaya çıkıyor ve randıman oranları değişiyor. Neler olup bittiğini anlamaya çalışıyoruz. Genel etkileşim için son 60 yıla bakarak çok fazla şey söyleyebiliriz. Bunu nedeni hayat beklentisinde büyük değişim olmasıdır. Hayat beklentisinde muazzam bir iyileşme görüyoruz. Buna uluslararası epidemiyolojik geçiş adını veriyoruz. Bunun özünde çok iyi anlaşılan sağlık hizmeti ve yeni ilaçlar konusundaki gelişmeler var. Hindistan 40’larda ömür beklentisi 35 yıl olan bir ülke, 1820’lerde İngiltere’ye bakacak olursak, Hindistan’ın bugünkü beklentisine yakın 40 yaş civarında bir ömür beklentisi vardı. Bebek ölümleri yine çok yüksekti, bulaşıcı hastalıklar ve tüberküloz önemli bir ölüm nedeniydi. Bugünkü Hindistan kişi başı gelir olarak İngiltere ile aynı beklentiye sahip. 60 yılda ömür beklentisi iki kat artmış, bu eşi benzeri görülmemiş bir olay. Ama gelir değişimine bakıldığında bu ülkeler arasında belli bir değişiklik yok.

Bu uluslararası epidemiyolojik geçiş 1940 ve 1950’lerde başladı ve büyük etkisi oldu. Birincisi mikrop teorisi ortaya çıktı ve ilaçların işleyişi anlaşıldı. Penisilinden önce bakteriyel enfeksiyonlarla başa çıkmanın olanağı yoktu. En zengin ülkelerde bile tüberküloz önemli bir sorundu. Streptomisin ve penisilin 1940’larda ortaya çıktı. Amerikan ordusunun penisilin kullanması İkinci Dünya Savaşı’nda penisilini yaygınlaştırdı. DDT kullanımı son derece etkin bir biçimde dünyanın pek çok yerinde manzarayı değiştirdi. Tayland’da sıtma 7 yılda 7 vakaya kadar düşürülebildi. Ancak daha sonra çiftçiler kullanmaya başlayınca DDT’nin çevreye zararlı olabileceği anlaşıldı. Sağlık teknolojisinin de artmaya başlamasıyla durum değişti.

Ülkeler insan ve fiziksel sermayelerini geliştiriyorlar. İnsanlar daha fazla etkin eğitim gördükçe gelişecek ve randımanı da artıracaklardır. Hayatları kurtarmanın bir parçası sağlığın yanında nüfus artışının da engellenmesidir. Sistemin kesitine bakacak olursak müdahaleler nedeniyle kurtarılan hayatlar, pek çok kadının çocuk doğuracak yaşa kadar ulaşmasını sağlayacak, bu da doğum beklentisini artıracaktır. İşin özünde yapabileceğimiz şu, dünya üzerindeki insanların ölüm nedenlerine ilişkin veri toplayabiliriz. İşin özünde temel hastalıklardan ölüm oranları göz önüne alınmamıştır. Bu ülkelerin az çok aynı ölüm oranına sahip olacağını var sayıyoruz. Ölüm açısından en önemli üç hastalık sıtma, tüberküloz ve pnömoni.

Eğer tarihsel yönden bakacak olursak 1940’larda küresel müdahaleler başladı ve milyonlarca insanın hayatı kurtarıldı. Bu müdahaleler refahı artırdı, WHO’nun sözleşmesine bakacak olursak hayat kurtarma nüfus patlamasına neden oldu. Sağlık müdahalelerinde bulunacak olursanız nüfus kontrol müdahalelerinde de bulunmalısınız. Aksi takdirde nüfus baskısından kurtulamazsınız. �k `n� 9�ını böyle ayarlar. Bunların tek tek eline verilmesi durumunda hasta ne kullandığını bilemeyecek, zamanını karıştırabilecek olması nedeniyle gereken dozların üzerine çıkabilecektir.

Bu nedenle yatan hastalarda sağlık personeli ilacı tanıdığı için akılcı ilaç kullanımın hastanelerde 3 yıldır daha başarılı uygulandığını düşünüyorum. Bir de eczanelerde tane ile ilaç verecek kişinin eczacılık eğitimi alması şart. Tek tek satılması halinde hijyen koşulların ne kadar yerine getirilebileceği ise tartışılabilir. Şu anda eczanelerden taneyle ilaç vermenin Türkiye’nin bugünkü şartlarına uygun olmadığıdır.

Evlerdeki fazla ilaçlar nasıl değerlendirilmeli?

Gümüşhane’de 1985 yılında mecburi hizmetim sırasında evlerden fazla ilaçları toplama gibi bir girişimde bulundum. Topladığım ilaçları daha sonra arkadaşlarımla birlikte tasnifledim ve ihtiyacı olan hastalara dağıttık. Ancak tüm bu işlemler için harcadım zaman ve emeği göz önüne alırsak, ne derece bir kazanım elde ettiğimle ilgili şüpheler oluştu. Bizzat bunu yaşamış biri olarak, şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bizim toplum olarak en fazla yaptığımız hata evde rafta ilacın kalmış olmasıdır. Evlerdeki kalan ilaçları alıp değerlendirmek yerine evlerde ilaç kalmamasını temin etmemiz gerekiyor. Hastalığınızda semptomlar geçince ilaçları bırakırsanız önce tedaviniz eksik kalır sonra aynı ilaçları aynı şikayetleri yaşayan birine verirseniz onun da eksik tedavi olmasını sağlarsınız. Tüm bu nedenlerden dolayı ağrı kesici ve belli alerjik ilaçlar dışında verilen ilaçlar mutlaka doktorun belirttiği süre ve dozda kullanılmalı.

IMF en fazla sağlık ve ilaç harcamalarından tasarruf beklentisi oluyor. Bu müdahaleyi önlemek için stratejiniz neler?

Sağlık harcamalarında beklenenin dışında harcama olmadı. Özellikle ekonomiden sorumlu arkadaşlar sağlıkta yapılacak iyileştirmeleri biraz da önemsemeyerek harcamaların durdurulacağı kalemler olarak gösteriyorlar. Bu tür yaklaşımlar doğal olarak IMF ekibinde de tasarruf beklentisine yol açıyor.

IMF ne sağlık ne de eğitim harcamalarının detayını analiz edecek bilgi ve deneyime sahip değil. Onlar daha çok rakamlar üzerinde duruyor. IMF’nin sık sık sağlık harcamalarını gündeme getirmesi böyle bir bürokratik iletişim sorunundan kaynaklanıyor.  <<

——————-

Akılcı ilaç kullanma önerileri

• İlacı boşa almayın.

• Evlerdeki fazla ilaçları başkalarına vermeyin.

• İlaçlar yarıda bırakıldığında tedavide yarım kalmış olur. İlaçların diğer yarısını başka kişiye verdiğinizde de o kişinin de yarım tedavi alarak hastalığının tam iyileşmesine engel olmuş olursunuz.

• İlacın kullanımı ile ilgili hem doktor hem de eczacıdan yeterli bilgiyi alın.

• Anneler çocuklarına ilacın kontrolsüz kullanımı sonrası doğabilecek tehlikelerle ilgili bilgilendirme yapmalı.

——————-

Henüz yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın