Rektör Yunus Söylet: “Biz yüzyılların imbiğinden geçmiş bir markayız”

May 07 2009 Published by under 5. Sayı

“Bizim klasik durumumuz şudur, bir değişim olduğu zaman şöyle bir kulağımızın üzerine yatar, ‘bakalım nereye gidiyoruz, iyi şeyler yapılıyor mu’ diye bekleriz. Eğer biz, ben ve arkadaşlarım yeni yönetim olarak üniversitenin tekerleğini hızlandırabilirsek,  iyi döndüğünü gösterebilirsek ve bu gidişin de doğru yere olduğunu gösterebilirsek, ben çok daha fazla insanın birlikte daha fazla çaba sarf edeceğinden eminim”.

 Rektör Yunus Söylet 13 Mayıs 2009’da gerçekleştirdiğimiz söyleşide görevdeki ilk dört ayını değerlendirdi…

 Fakülte: Göreve başlamanızın ardından yaklaşık 4 ay geçti. Geride bıraktığımız dört ay konusunda genel izlenimleriniz nelerdir?

Rektör Yunus Söylet: Başlangıçta ya da seçim döneminde oldukça iyi gezmiştim üniversiteyi ve sayısal ya da sayısal olmayan birçok bilgiyi de edinmeye çalışmıştım. YÖK üyeliğimin de bunda bir avantaj olduğunu söyleyebilirim. Dolayısıyla bir resim çekebildiğimi düşünüyordum. O resimden çok farklı bir durumla doğrusu karşılaşmadım. İlk üç buçuk ay gibi bir süre oldu, dört aya da yaklaştık hakikaten. Bu süreye sığacak kadar çok sayıda projeyi de başlattığımızı düşünüyorum, bu beni rahatlatıyor. Beni en çok rahatsız eden şey, hiçbir şeye başlayamamış olsaydık, lafı güzafla geçirmiş olsaydık bu süreyi, ki çok mümkün çünkü çok ciddi bir ziyaretçi akını oldu, hala da devam ediyor, o zaman üzülürdüm. Beni mutlu eden, yine de bu ziyaretçi akınına rağmen bu sürede akşamları çalışarak, sabah çok erken gelip çalışarak süremizi kullanmaya çalıştık.

Ne yaptık? Şimdi kısım kısım gidersek, birincisi yönetimsel görevlerde aslında iyi bir yönetim dağılımı yaptık. Sosyal bilimler, fen bilimleri, sağlık bilimleri üçlüsüne dikkat ederek, farklı düşüncelerden arkadaşlarla birlikte, ortak aklı oluşturma hedefime de uygun olarak gayet uyumlu çalıştığım ve birlikte olmaktan mutlu olduğum bir ekiple çalışıyorum şu an. Rektör yardımcılarımızı ve danışmanlarımızı kastediyorum. Bu yönetimsel olarak attığımız birinci adımdı. İkinci adım, bundan henüz daha çok mutlu değilim ama, yeni de olsa yönetimde ve idari yönetimde yer alan yaklaşık 200 kişiye bir hizmet içi eğitim başlatabildik. Çünkü biz üniversitenin idari anlamda toplam kalite yönetimi prensiplerine uygun bir şekilde yönetilmesini arzu ediyoruz. Yaptığımız, bugüne kadar yaptığımız her işi her süreci değerlendirmek, irdelemek, mümkünse kısaltmak, bürokrasiden arındırmak ve mümkünse de otomatize etmek hedefimiz yolunda, eğitimi en büyük yardımcı olarak görüyorum. Bu nedenle eğitime başlamış olmak, dün başlamış olsak da bu beni çok rahatlattı.

Bu arada ben de üniversitemiz için hizmet eden bu 200 kişilik önemli idari personelimizle, ilk defa bir arada bulunabildim ve onlara yönetim konusundaki, kafamdaki resmi anlatabildim ve mümkün olduğunca benim taşıdığım heyecanı onlarla paylaşabildim, aktarmaya çalışabildim. Bakalım ne kadar mutlu olduğumuzu zaman içerisinde göreceğiz. Bu işin yönetimsel kısmı. Bir şey daha söyleyip bu konuyu kapatacağım. Otomasyon çok önemli biliyorsunuz çünkü veri toplamanız gerekiyor yönetebilmeniz için, çünkü ölçemiyorsanız bilemiyorsunuz, bilemiyorsanız yönetemiyorsunuz. Dolayısıyla otomasyon konusunda da çok araştırıp, yine kararımızı verdik. Şöyle bir üç buçuk ay kadar süre sonra, yeni personel otomasyonu, ve yeni öğrenci otomasyonu hizmete girecek. Yani vakıf üniversitelerinde ve çağdaş üniversitelerde olan bizde kısmen olan ders almalar dahil, her türlü kolaylığın olabilmesini kastediyorum. Personel otomasyonundan da yine bürokrasiyi azaltıcı, personel hareketlerini, yine idari hareketleri süreçleri takip edebileceğimiz bir programdan söz etmiş oluyorum.

 Fakülte: Zamansal profilde kilometre taşları koyabiliyor muyuz?

Rektör Yunus Söylet: Bundan sonraki bir öğretim yılı, yani bir yıllık bir süreç demektir bu şu andan itibaren. O süre içinde de şu an kurmuş olduğumuz ve çalışmaya başlayan tüm eğitim programlarımızın gözden geçirilmesi, Avrupa yüksek öğretim alanına uyumlu hale getirilmesi, diploma, diploma eklerinin ve sosyal sorumluluk projeleri de dahil sosyal derslerin, tıp fakülteleri de dahil tüm fakültelerin ders programlarına dahil olması… Multidisipliner çalışmayı ve geniş bir bakışı özendiren, birazcık kültür düzeyimizi hep birlikte artıracak olan bu eğitim programlanmasının da başarılmış olacağını, daha doğrusu bir sonraki dönem için başlatmış olacağımız bu yeni programları oturtacağımızı, yerleştireceğimizi düşünüyorum. Yani onlar maalesef bu seneye yetişmeyecek, ama bir sonraki seneye yetişecek diye düşünüyorum.

Eğitimle ilgili bir başka konu da çalışmaya başladık, ama çok yavaş ilerleyen bir konu bu, tüm üniversitenin global olarak yabancı dil sorununa el atmak gibi bir fikir. Çünkü hep söylüyorum, kendi kusurumuzu söylemekten de utanmıyorum, yabancı dil özürlü bir üniversiteyiz. Bunu Türkçemizi ezmeden ve ezdirmeden, ama yabancı dilimizi de güçlendirmek gibi bir bakışımız var. bu bakışa yönelik olarak, sanıyorum uzaktan eğitim yoluyla bunu çözmeye çalışacağız. Uzaktan eğitim bizde hiç başlamamıştı, maalesef dünyada da en yaygın kabul görmüş konu. Senato’dan uzaktan eğitimle ilgili bu birimimizi geçirdik, artık uzaktan eğitim birimimiz var. Bu birimimizi yapılandırıyoruz ve bu yıl 6 tane lisansüstü değil, lisans programını YÖK’e göndereceğiz, üniversite kılavuzuna girmesi için sunacağız. Bu aslında ciddi bir çalışma, dört aya sığdırılmasını ben sevindirici olarak görüyorum, çünkü uzaktan eğitim bizim için yeni bir konu.

Bunun diğer bir tarafı, yine dünyada çok önemli bir gelişme var, ileri yaş eğitimi, insanlar meslekleri olsa bile hem kendi mesleklerinde kendilerini daha fazla geliştirmek istiyorlar hem de mesleklerine rağmen değişik konularda farklı ilgi ve eğitimlere kavuşmak istiyorlar. Buna yönelik olarak da ABD’de örgün eğitimin yüzde 25’ini aşan müthiş bir talep var. Türkiye’de de bu talep patlaması var. Kendimden biliyorum bunu ve birçok örneğini görüyorum. Şimdi buna yönelik bizim yetişkin eğitimiyle uğraşan sürekli eğitim merkezlerimiz olması lazım. Tek örneği İşletme Fakültesi’nde, oldukça eski ve tek bir örnektir, ta 1954’lerden beri devam eden İşletme İktisadı Enstitüsü. Şimdi üniversitemizde sürekli eğitim merkezinin de kararını senatodan geçirdik, yetişkin eğitimi ya da ‘post-graduate’ eğitim diyebileceğimiz, lisans sonrası ama yüksek lisans ve doktora gibi değil, daha çok sertifika kurs vs gibi eğitim tarzlarını çoğaltacağız. Hem Avcılar’da hem de Beyazıt’ta birer tane merkeze kavuşmak için gayret içerisine girdik. Bu da eğitimle ilgili bana göre attığımız önemli adımlardan birisidir.

 Fakülte: Sürekli eğitim örneğin ne gibi başlıklar içerecek?

Rektör Yunus Söylet: Sürekli eğitim aslında dünyada “yaşam boyu eğitim” adıyla anılıyor. Yaşam boyu eğitim kültür sanat, ekonomi ve “isteğe göre” eğitimi de kapsıyor. Bu kısımda şirketlere açılmayı düşünüyoruz. Şirketlere, yerel yönetimlere çeşitli teklifler götüreceğiz. Biz çok güçlü bir üniversiteyiz, çok güçlü kadrosu olan bir üniversiteyiz, yerel yönetimlere hizmet vermeyi planlıyoruz ki, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nden ilk eğitim talepleri gelmeye başladı bize. Bunun dışında merkezi yönetim de dahil olmak üzere, hem kişi bazında hem de kurumlar bazında, özel ya da kamu, biraz da isteğe uygun özel eğitimler ve programları planlayacağız.

 Fakülte: Özellikle tıp fakülteleri kampuslarının yapılanması gibi konularda kısa vadede bir şey öngörebiliyor muyuz? Çünkü mesele bir yerde kaynak sorunu.

Rektör Yunus Söylet: Para olabilir, çünkü Valimizle konuştum. Belediye Başkanı’yla konuşamadım, çünkü çok seçim telaşındaydılar, Başbakanımızla konuştum her ikisinin de kanaati; dünya bankasından bu deprem sonrası güçlendirmeleri için alınan ve her biri 300 milyon dolar civarında olan dilimler var, iki dilim kullanılmış durumda. Bir çok eğitim kurumu bunlarla güçlendirildi, üçüncü dilimin buraya pekala ayrılabileceği konusunda bir görüş birliği oldu. Fakat bizi çok bağlayan bir konu var, ne yazık ki tapular konusunda çok büyük problemimiz var. Yani o kadar büyük sorunumuz var ki, çok değişik kurumların ve şahısların arazileri üzerinde oturuyoruz. Tapu tevhidi değdiğim birleşmeler için çok çok büyük sayıda girişim ve süreye ihtiyaç var. Zaman zaman insanı umutsuzluğa kaptıracak şekilde. Fakat hızlı bir şekilde ucundan girdik bir taraftan da bu çalışmalar devam ederken, yenileme alanında bir şey öğrendik. İlçe, il encümenleri, belediye encümenleri kararı ve sonunda da Bakanlar Kurulu kararıyla belli alanlar ve bölgeler yenileme alanı olarak ilan edilebiliyor. Mesela şu an Süleymaniye’nin ilan edildiği gibi, biz hem Çapa kampusunun hem de Cerrahpaşa ve Avcılar kampusunun yenileme alanı ilan edilmesini talep edeceğiz. Bu bize pratik bazı kolaylıklar sağlayacak. Ama tapu tevhidini ortadan kaldırmıyor. Tapu tevhidi için herhalde yaklaşık 1.5 yıl gibi bir süre gerekecek. Ama Başbakanımızın, Valimizin, bizim ortak kanaatimiz her ikisini de yerinde yıkıp yeniden yapmak olacak. Düşüncemiz buydu, kararlaştırdığımız şey buydu. Çalıştığımız şey de bu. Zaten Dünya Bankası’nın ilk projesi çerçevesinde hemen hemen tüm binalarımızın ciddi deprem tahlil ya da tetkikleri yapılmış durumda. Ve de hangilerinin mutlaka yıkılmak, hangilerini güçlendirilmek durumunda olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla ek fazla bir çalışmaya ihtiyaç yok. Ama onun ötesinde estetik, mimari açısından zaten çok sorunlu binalara sahibiz. Bu nedenle bir yenilenme içerisine girmek durumundayız. Bu çok büyük bir proje ama, sadece İstanbul Üniversitesi’nin değil, hem bizim ilimizin hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin projesi olacak. Böyle bakıyorum ben.

 Fakülte: Tıp fakülteleri açısından çok büyük önem taşıyan iki sorunumuz var. Rotasyonlar ve tam gün yasa tasarısı…

Rektör Yunus Söylet: Rotasyon meselesinde şu an için bir gelişme yok. Bu benim bir yılı aşkın bir süre üyeliğini de yaptığım Yüksek Öğretim Kurumu’yla ciddi bir şekilde aramı bozan bir konu oldu. Ben durmam gereken ve haklı yerde durduğumu düşünüyorum. Bu konuda vicdanım rahat. Fakat YÖK’e de derdimizi de çok iyi anlatamadığımızı var sayıyorum. Çünkü aldığımız tepkilerin çok fazla olması, bana derdimizi de çok iyi anlatmamaktan kaynaklandığını düşündürüyor. Gerçi tabi şu iyi niyetli davranışı da gözden kaçıramayız. Uygulama başlangıçtaki karar gibi olmadı. YÖK kararı revize etti ve daha makul, daha insancıl bir duruma getirdi. “Bir Ağustos’tan itibaren” dedi ve “sadece bir öğretim yılı” dedi. Bu daha makul bence. Bu konuda bundan sonra hiç geri adım atmayacaklarını biliyorum ve bizden de daha fazla sayıda arkadaşımızı yollamamız için değişik şekilde bize ulaşıyorlar ve isteklerini ifade ediyorlar. Çünkü bir kısmı çok abartılı çıksa da, bir kısım istek de hakikaten karşı taraftaki fakülteler, üniversiteler açısından elzem istekler. Bu tür uzmanlara ihtiyaçları var bir kısmının. Benim terciğim, basın bildirimde de o zaman ifade etmiştim, komşuluk ilişkileri içinde, bize bir, iki, üç kaç tane düşüyorsa, üniversitenin partner olarak verilip, birlikte bu. Ben yine aynı yerde duruyorum. Ama YÖK’ün de bu konuda bir alternatif arayışı içinde olduğunu biliyorum. Burada biraz üniversitemizin sıkıntısı olmuş oldu.

 Fakülte: Peki ya tam gün yasa tasarısı?

Rektör Yunus Söylet: Zaten bizde yüzde 48-50 arasında part-time oranı. Marmara Üniversitesi’nin oranı bizden biraz daha yüksektir. Eğer yüzde 50 gidecekse, bu zaten tümü gidecek anlamını taşır ki, böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Ben gidenler için çok üzüleceğim, bu samimi fikrimdir. Ama esas dertlendiğim konu kalanları biz istedikleri koşullarda çalıştırabilecek miyiz, kalanların verimli çalışmaları için uygun ortamları sağlayabilecek miyiz ve kalan arkadaşlarımızın ve tabi üniversite hastanesi olarak zaten full-time olarak gelen arkadaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılayabilecek döner sermayeyi kazanabilecek miyiz? Bu konu çok sıkıntılı ve soru işaretler var. Ama biz bunun dışında durmadık bir şey daha yaptık. Türkiye’de ilk kez iki hafta önce bir hafta sonu “üniversite hastaneleri birliği” kurmak amaçlı bir toplantı gerçekleştirdik, Türkiye’de var olan 65 tıp fakültesi olan üniversitenin ki bunların bir kısmı henüz yapılanma safhasında, tıp fakültesi binası ya da hastaneleri yok, bunların esas hastane sahibi olan büyükler de dahil olmak üzere 52 tanesini davet ettik, misafir ettik. Cumartesi-pazar çok verimli bir çalışma toplantısı yaptık. Çalışma toplantısında hem üniversite hastanelerinin Türk sağlık sistemi içindeki yerini, gelecek perspektifini, hem afiliyasyonunu, diğer işbirliği seçeneklerini, hem tam günü, hem döner sermaye kanunundaki gelen değişiklikleri, hem de üniversite hastanelerine özgü diğer üç sorunu daha konuşup tartışma ve ortaya 50 sayfalık ciddi bir rapor çıkartma şansız oldu. O rapor basıldı.

Hemen bir şey daha ilave ediyorum. Kurumsallaşmaya ve kurumsal kimliğe ben çok önem veriyorum ve İstanbul Üniversitesi olarak çok büyük bir şans sahibiyiz, çünkü biz bir markayız, yüzyılların imbiğinden geçmiş bir markayız. Baktığımız zaman aslında her tarafımızda kurumumuza ait yüzlere kimlik dans ediyor. Biz şöyle bir seçim yaptık. Üst katta bizim mavi salonumuz, yan salonlarımı ve doktora salonumuz var. Oradaki işlemeleri ve duvar süslemelerini artık hemen hemen her şeyimize işlemeye başladık. Mesela bu kitabı da görürseniz, o duvar süslemelerinden örnekler olduğunu göreceksin. Ben artık duvar süslemeleri olan fincanlarda kahve içiyorum. Ben bunları ufak şeyler olarak görmüyorum, bizim aidiyetimiz açısından, çok önemli görüyorum. Bu hafta sonu da Hacettepe ikinci toplantıyı hemen üç hafta sonra yapıyor. Erzurum üçüncü toplantıyı yapacak ve arkasından Samsun, Gaziantep gidecek. Yani şimdiden altı toplantı rezerve. Üniversite hastanelerinin sahiplenilmeye ve birbirini sahiplenmeye ihtiyacı var.

 Fakülte: 50D’den 33A’ya geçişler konusunda bir gelişme var mı?

Rektör Yunus Söylet: Hayır onlarla ilgili bir gelişme yok. Ben onlarla ilgili en azından bir inceleme geçireceğim, öyle gözüküyor. Anlasalar da anlamasalar da ben asistan arkadaşların yanında oldum. Üstelik de tıp fakültesi asistanlarının böyle bir şansı olmadığını bilmeme rağmen. Biliyorsunuz, tıp fakültesi asistanları uzmanlıklarını bitirdikleri anda devlet memurlukları biter. İstanbul Üniversitesi dışında iki üç üniversite için de geçerlidir, 50D süreli kadro demektir. Yani aslında 50D tıp fakültesinde asistanları için geçerlidir. Şimdiye kadar İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi gibi iki üç üniversitede tıp dışı branşlarda adeta otomatik olarak doktora bittiğinde 33A’ya geçirilmişler. Bu yüzden böyle bir alışkanlık ve beklenti oluşmuş. Bu beklentinin sonunda aslında çok haklı olmayan bir istek. Ama ben her işin arkasındaki insana bakarım, aileye bakarım. İstanbul gibi bir ortamda bir aile kurmak, asistan maaşıyla bir aile kurmak ve sonra da bir anda darmadağın olmak çok ağır bedeli olan bir şeydir. Ben onun için bu olayı savundum, haklı bulduğum için değil. haklı bulmuyorum ama asistanların yanında yer aldım. YÖK’le, YÖK Başkanımız da dahil olmak üzere defalarca konuştum, savundum, onlardan birkaç adım atılmasını sağladım. Elbette sadece ben değil, diğer birkaç rektörümüz de çok uğraştılar. Ve 15 doktorası bitmiş, sınavını vermiş, kapının önüne konmuş çocuğu YÖK’ün tersi emrine rağmen eskisi gibi 33A kadroya geçirdim ve ortaya bir sıkıntı çıktı. Bu sıkıntıyı göğüsleme çabası içindeyim. Daha fazlasını yapma şansım yok. YÖK farklı bir çözüm üretmek istemiyor. Bu da onların yetki alanındadır.

 Fakülte: Hedeflenen değişim konusunda öğretim üyelerinden ne bekliyoruz?

Rektör Yunus Söylet: Şu andakinden çok daha fazla sayıda öğretim üyesinin gönüllü olacağını düşünüyorum. Bizim klasik durumumuz şudur, bir değişim olduğu zaman şöyle bir kulağımızın üzerine yatar, “bakalım nereye gidiyoruz, iyi şeyler yapılıyor mu” diye bekleriz. Eğer biz, ben ve arkadaşlarım yeni yönetim olarak üniversitenin tekerleğini hızlandırabilirsek,  iyi döndüğünü gösterebilirsek ve bu gidişin de doğru yere olduğunu gösterebilirsek, ben çok daha fazla insanın birlikte daha fazla çaba sarf edeceğinden eminim. Bir şey daha başarmak gerekiyor, klonlanamayacağıma göre, benim zaman yönetimini, bu ziyaretçi akınının da azalmasıyla birlikte daha iyi başarmam ve hep planladığım ve hayal ettiğim gibi, biraz daha fazla öğretim üyelerine gitmem gerekiyor. Aslında seçildikten sonra hemen bunu yaptım. Ama biraz daha bu odada kalmak, insan karşılamak durumundayım. Bu sürenin geçmesini bekliyorum, geçeceğini umut ediyorum.

 Fakülte: Eklemek istedikleriniz var mı?

Rektör Yunus Söylet: Kantiteyle uğraşmadan, gerçekten kalitemizi artırmamız gerekiyor. Araştırma alanında İstanbul Üniversitesi’nin eksikleri var, onları tamamlamayı umut ediyorum ki, BAP’ın başına çok tecrübeli, iki dönem Işık Üniversitesi’nin rektörlüğünü yapmış, bir meslektaşımızı getirdik. O da hem mühendislik alanındaki bütün bilgisini, hem de geçmiş rektörlük alanındaki bilgilerini İstanbul Üniversitesi için ortaya koyuyor ve bilimsel araştırma alanındaki projeler konusunda kendimizi elden geçirip modernize ediyoruz, hızlanıyoruz. Özendirici tedbirler alıyoruz. Gerek Avrupa Birliği, gerek TÜBİTAK gerek DPT ve gerek diğer projeler konusunda da ciddi adımlar atıyoruz. Bu bizim önemli bir eksiğimiz. Bizim bunu geliştirmemiz ve araştırmacılarımızı çok daha iyi desteklememiz lazım. Bir şekilde performans yönetimini yavaş yavaş yerleştirmemiz lazım.

Aslında üniversitenin yönetimini çok daha yakından, kalite yönünden takip edebileceğim bir bilgisayar programı hayal ediyorum. Bütün süreçleri burada oturup bilgisayarın başında, arabada giderken ya da İstanbul dışına gittiğimde, bunu mutlaka dört yıl içinde yapacağım. Çünkü bu çok büyük bir kurum, bölme niyeti olan bir kurum, bu kurumun bölünmemesinin tek çaresi, bu kurumun pekala yönetilebilir olduğunu, hem de çok da iyi yönetilebilir olduğunu göstermek. Ben hep bu çabanın içinde olacağım. Bu temennimi ifade etmek istiyorum, bu konuda çok sıkı durduğumu da bütün meslektaşlarım bilsinler. İstanbul Üniversitesi 556 yılda kazandığı marka değerini böldürtmeyeceğim, bunda kararlıyım, herkes biliyor artık. Yüksek Öğretim Kurumu’nda değerli meslektaşlarım da, Başkanımız da bunu biliyor. Onlar da bizim bu düşüncemize, hassasiyetimize makul bakıyorlar. Bu konuda yine kararlı durmaya devam edeceğiz. Ama daha iyi yönetilebilir olmamız gerekiyor. Bunu sağlamaya çalışacağız.

Bunun dışında da sosyal açıdan daha fazla birlikte olan, fakültelerin daha fazla birbirine gittiği bir üniversite hedefliyoruz. Bir konunun altını çizmek istiyorum, müze yönetimi konusunda da çalışıyoruz. Zannediyorum bu konuda bir transfer de yapacağım. Bizde müzecilik dersleri var, ama müze bölümü yok. Yine çok kıymetli bir üniversitemizden bu konuda bir transfer yaparak müze bölümünü başlatmak istiyorum. On tane müzemizi ön plana çıkartacak, koruma altına alacak, envanterlerini dokümantasyon altına alacak bir sistemi kurmaya çalışıyoruz.

Bir başka konu, İstanbul Üniversitesi’nin bildiği bilmediği büyük hazineleri var. Çok eski nadir eserleri var, kitapları var, resimleri var. Çok ünlü ressamlarımızın, çok değerli ressamlarımızın resmileri var. Bunların bir kısmı, gördüğün zaman ağlamaklı olacağın ortamlarda, ‘sözüm ona’ saklanıyorlar. Bir kısmı çürümüş eskimiş durumdalar. Bir kısmı bilinmiyor. Sadece İstanbul Tıp Fakültesi’nin şu Şehzadebaşı’ndaki köşkte tıp tarihi müzesini gezsen ve depolarını görsen bu dediklerimin hepsini göz önüne getirebileceksin. Bizim bütün hepsinin envanteri için çok ciddi bir envanter çalışması yapmamız gerekiyor. Yine dün bir çalışma yaptık, kitap restorasyon bölümü dahil hepsinin sanal aleme aktarılması ki böyle bir çalışma yürüyor, Sağ olsunlar TechnoSA’nın desteğinde, amacımız bütün varlıklarımızın dijital ortama aktarılıp dünya hizmetine sunulması ve daha iyi saklanabilir hale gelmesi, var olanların da tamir edilmesi. Dün İslam Araştırmaları Merkezi’nin başındaki zat geldi ve benim bildiğim ve birkaç tanesini de gördüğüm, Sultan Abdülhamit’in fotoğraf albümü var. O sırada fotoğrafçıları Osmanlı’nın bütün kentlerine gönderip birçok olayı ve hatta kişileri de resmettirmiş. Binlerce fotoğraftan oluşan, herhalde dünyada eşi benzeri az bulunan bir koleksiyon ve bu koleksiyon bizde. Yıldız Sarayı boşaltılırken İstanbul Üniversitesi’ne emanet edilmiş. Mesela onun bir harikulade kitabı var, şimdi biz onu dijital ortama aktarmak çalışması başlattık. Hepsinin bir ucundan tutmamız lazım.

Yapılacak işler konusunda şahsımla ilgili çok sabırlıyımdır, beklerim. Ama bana teslim edilen bir işin bitmesi konusunda çok sabırsızım. Benim şunu öğrenmem lazım, 3.5 dört ay kurumların yaşamında çok uzun bir süre değil. Biraz daha bekleyebileceğiz, fakat ortaya bir şey çıkması için biraz sabırsızlanıyorum. Bu arada öğrencilerin lehine bir şeyler yaptık. Bahar şenliklerini çok görkemli, İstanbul Üniversitesi’ne yakışır yaptık. Tüm aktiviteleri öğrencilerden para almadan yapan tek üniversiteyiz. Bununla övünüyorum. Birçok öğrencimizin ciddi sıkıntıları olduğunu bu süreçte öğreniyorum. Hem onlara daha fazla burs bulmaya çalışıyoruz, bir taraftan da tek öğünle günü geçirenler olduğunu bildiğimiz için bir kere yurt olan tüm kampuslarımızda sabah kahvaltısını ekledik. Öğle yemeklerini parasını yüzde kırk kadar düşürdük. Akşam yemeği ilave edeceğimiz birkaç yer var. Şimdi yurt olmayan kampuslarımızda da sabah kahvaltısı istiyorlar, onu da yapacağız. Hepsi öğrencilerimiz için çok rahat yapabileceğimiz, bu üniversitenin imkanlarını zorlamayan şeyler, sadece dertlenmek gerekiyor.

Fakülte: Teşekkür ederiz.

Henüz yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın