Sağlık ve ilaç sektörü gelecek konusunda karamsar

Ara 22 2009 Published by under 7. Sayı

SGK “ben bu ilaçların hepsini aynı kefeye koyarım, üstünlük getiren ilacın fiyat farkını hastadan alırım” demekte. Bu yaklaşım sadece bilimsel açıdan değil, hasta hakları açısından da kabul edilemez hatalar getiriyor. Bu durumda insanın temel haklarından olan “sağlıklı yaşamak hakkı” hastanın zengin ve fakir olmasıyla ilişkili olarak zedelenmekte. Zira parası olmayan vatandaş tedavi üstünlüğü sağlayan ilacı alamayacak.

Sağlık bütçesinin beklenenin üzerinde açık vermesi, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) birtakım düzenlemeler ve kısıtlamalar yapmasına neden oldu. “Beşeri İlaçların Fiyatlandırılması Hakkındaki Kararın Değiştirilmesi ile ilgili Bakanlar Kurulu Kararı” nın yayınlanması ardından ilaç sektörü sıkıntılı ve zor bir döneme hazırlanıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu sağlık harcamalarına ve özellikle ilaca ayrılan bütçeyi yaklaşık dörtte bir oranında kısıtlama kararı aldı. “Özellikle ilaca” diyoruz, zira ilaç harcamaları ülkemizde en iyi izlenen ve denetlenebilen harcama kalemini oluşturuyor. Bunu yaparlarken, “Avrupa’daki en ucuz eşdeğer” kavramından hareket ettiler ve daha önceki uygulamanın belirlediği fiyatı da yüzde 60’a çektiler. Böylelikle Türkiye, olasılıkla dünyada ilacın en ucuz olduğu ülke haline gelmiş oldu.

Ne var ki SGK ilaç fiyatlarının belirlenmesinde Avrupa ülkelerinin referans alınması uygulamasını değiştirmekle kalmadı, eşdeğer ilaçların bütününü tedavi grubu temelinde de eşdeğer nitelendirerek, bunlardan sadece en ucuz olanın bedelini karşılayacağını, buna karşılık diğer seçeneklerde oluşan fiyat farkının hastanın cebinden çıkacağını açıkladı. Açıklamaya çalışalım, örneğin tansiyon hastasısınız ve bir ilacı düzenli kullanmak durumundasınız. Hipertansiyon tedavisinde yeni çıkan ilaçlar tedavi ve yan etkiler açısından üstünlük taşımaktalar, size de doktorunuz bunlardan birini reçete etmiş. SGK “ben bu ilaçların hepsini aynı kefeye koyarım, üstünlük getiren ilacın fiyat farkını hastadan alırım” demekte. Bu yaklaşım sadece bilimsel açıdan değil, hasta hakları açısından da kabul edilemez hatalar getiriyor. Bu durumda insanın temel haklarından olan “sağlıklı yaşamak hakkı” hastanın zengin ve fakir olmasıyla ilişkili olarak zedelenmekte. Zira parası olmayan vatandaş tedavi üstünlüğü sağlayan ilacı alamayacak. Uygulamanın kabul edilemez yanlarından biri bu “hak eşitsizliği” durumu.

Sağlık harcamalarını artıran ilaç değil, gereksiz istenen tetkiklerdir!

İkinci haksızlık ise uygulamanın ilaç endüstrisi ve onun ayrılmaz bileşeni eczaneler üzerine olan etkileri. SGK sağlık alanındaki harcamaları kısmak istediği zaman nedense aklına gelen ilk kalemi ilaç oluşturuyor. Bunun nedeni olasılıkla ilaca harcanan paranın çok iyi takip edilebiliyor olması. İlaç sektörünün desteğiyle, bugün alınan her bir ilaç üretim aşamasından satış aşamasına kadar izlenebilir durumda. Toplam sağlık harcamaları içerisinde ilaca ayrılan pay OECD ülkelerinin çok gerisinde olsa da, diğer kalemlerin kolay hesaplanamıyor olması nedeniyle “tasarruf” denilince ilk akla gelen de ilaç oluyor. Oysa uygulamanın içerisinde olanlar gayet iyi biliyorlar ki, sağlık harcamalarının en önemli kalemi ilaç değil, giderek artan tıbbi tetkiklerdir. Bugün bir hasta nereye başvurursa başvursun, ayrıntılı bir kan tahlili yapılıyor. Doktorların büyük bölümü hastayı ayrıntılı muayene etmek yerine görüntüleme tetkikleri istiyorlar. Bir batın ultrasonografik incelemesi, MR ya da BT tetkikinin getirdiği maddi yük tahmin edilenin çok ötesinde. Tetkik giderlerindeki artışın iki önemli nedeni var; doktorun hastaya ayırabileceği zamanın kısıtlı olması, ama beri yanda Sağlık Bakanlığı’nın “sevk sistemini” ortadan kaldırması ve beraberinde “performans” olarak adlandırdığı hatalı uygulama.

Sağlık hizmetleri bütün dünyada kademeli olarak verilir. Hasta olduğunu düşünen kişi sağlık ocağına ya da aile hekimine başvurur, durum burada incelendikten sonra gerekli görülenler ikinci ve üçüncü kademe özelleşmiş sağlık merkezlerine sevk edilir. Bakanlık bir süre önce sevksiz başvuruları olanaklı hale getirince, hastalar doğrudan devlet ve üniversite hastanelerine başvurmaya başladılar. Devletin bu kurumlara ödediği rakam daha yüksek olduğundan, sistem gereksiz talep nedeniyle kilitlenmekle kalmadı, harcamalar da doğrudan arttı. Devlet hastanelerinde uygulamaya sokulan “performans” ise doktora hastaneye kazandırdığından “pay alma hakkı” tanıyor. Bu durumda doktorların bir bölümü olası bütün tetkikleri isteyerek harcamaları artırmaya başladılar. Doktorların bu hatalı yaklaşımını net bir şekilde izlemek mümkün, üniversiteye başvuran hastalara daha önce yaptırılan tetkiklerde görüyoruz ki, pek çok devlet hastanesinde kan bağışıklık sistemi proteinlerinin düzeyinin saptanmasına kadar olası her şey isteniyor. Bu gereksiz tetkikler için ödenen para ilaca harcanan paranın yanında kat be kat fazla.

İlaç fiyatlarının aşırı düşürülmesi ağır bir sorun yaratacak!

Bir şeyin fiyatının düşmesi kötü bir şey değilmiş gibi görünse de, ilaç gibi Ar-Ge yatırımı çok yüksek olan bir ürünün fiyatının olması gerekenin (dünya ortalamasının) çok altına indirilmesi ekonomik anlamda çok hatalı sonuçlara yol açacaktır. Birincisi, ekonomi (ve genelinde elbette dünya) “dengeler üzerine kuruludur”. Serbest piyasa ekonomisinde fiyat piyasa tarafından belirlenir. İlaç için de durum benzerdir, Ar-Ge yatırımı yapan firmalar yeni ilaç geliştirirler, bunların patent koruma süreçleri yaklaşık 10 yıl içerisinde dolduğunda, eşdeğer jenerikleri piyasaya verilmeye başlanır. Bunun sonucunda o ilacın fiyatı geriler, tedavi üstünlüğü sağlayan yeni geliştirilmiş ilaçların kullanıma sunulmasıyla mekanizma işlemeye devam eder. Bu gözle baktığınızda Ar-Ge ve eşdeğer endüstri birbirini tamamlayan iki önemli unsurdur. Bu sistemin sağlıklı çalışmasının sigortası ise, mesleğini iyi bilen doktorlar ve eczacılardır. Gereksiz ilaç kullanımının kontrolü doğrudan doktor ve eczacının sorumluluğundadır.

Küçülmenin dalga etkisi çok daha büyüktür

Türkiye ilaç endüstrisi diğer endüstrilerle kıyaslandığında son derece güçlü bir endüstridir. Yabancı yatırım (üretim merkezleri) dünya ortalamasının çok üstündedir, yerli sermaye ile kurulmuş firmalar da (son yıllarda uluslararası ortaklık düzeyleri artmış olmakla birlikte) son derece modern tesislere sahiptir. SGK’nın son fiyat kararnamesi bu nedenle büyük bir sorun yaratmaktadır. İlaç fiyatlarının devlet kontrolü ile dünyanın çok gerisine çekilmesi ilaç endüstrisi için yüzde 30 civarında bir küçülme anlamına gelir. Bunun sonucunda 2010’da en az 5000 yüksek eğitimli çalışan işsizlikle karşı karşıya kalacaktır. İlaç endüstrisindeki işsizlik sorunu, fabrikalar neredeyse tam otomatize çalıştığından özellikle beyaz yakalıların sorunudur. Ne var ki, bu rakamlar ilgili bürokratlara aynen iletilmiş, “milyonlarca kişinin işsiz olduğu ülkemizde üç-beş bin kişinin daha işsiz kalmasının önemli bir sorun olmayacağı” yanıtı alınmıştır.

İlaç endüstrisini sadece ilaçla ilişkili bir endüstri olarak görmek de hatalıdır. Bugün için ülkemizde yetişmiş hekimlerin mesleki gelişimlerini sürdürdükleri bütün eğitim faaliyetleri de bütünüyle ilaç endüstrisinin katkılarıyla geçekleşmektedir. Nitekim endüstrinin söz konusu kararname karşısındaki ilk yanıtı “harcamaların azaltılmasıdır”. Bu yaklaşım başta yayın desteklerinin azaltılması (derneklerin yayın organlarının çıkmaması), toplantı desteklerinin sonlandırılması (ulusal kongre endüstrisinin dibe vurması) olmak üzere dalga etkisi de yaratacaktır.

Kararname’nin Tsunami etkisi ise global dengeleri değiştirir!

Sorunun bir de global boyutu bulunmaktadır. Türkiye’de ilaç fiyatlarının aşırı düşmesi, ülkemizin sağlık harcamalarını azaltacak ve ilaç ihracatını artıracak gibi görünse de bu yaklaşım tamamen hatalıdır. Zira uluslararası ilaç endüstri karlılık durumunu “yerel” değil, “global” olarak inceler. SGK’nın aşırı aşağı çektiği fiyatlar nedeniyle toplam karlılık durumu kabul edilemez hale geleceğinden, endüstri için Türkiye’deki yatırımları kapatıp, başka bir ülkeye yatırım yapmak daha gerçekçi hale gelebilir. Bu durumda Türkiye komşu coğrafyaya olan satışlarda ana üs olmaktan çıkar, buradan “yok fiyatına” satış yapmaktansa, dünyanın başka ülkesinden ortalama fiyatla satış yapmak daha çekici hale gelebilir.

İlaç fiyatını belirlemeye çalışan SGK, bütün bu durumdan ne kadar haberdardır bilemiyoruz. Ancak Türkiye kapalı bir ekonomi değildir, kendi ilaç harcamalarımızı azaltmanın bedeli, umduğumuz katkıdan çok ama çok daha ağır bir zararla sonuçlanabilir. Nitekim Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) üyesi şirketlerin üst düzey yöneticileriyle yapılan bir anket çalışması sektörde beklentilerin kötüleştiğini ortaya koydu.

İlaç endüstrisi gelecek konusunda karamsar!

Ankete katılan yöneticilerin tamamına yakını yeni fiyat kararnamesinin, hastaların ilaca erişimini, firmalarının faaliyetlerini ve yatırım planlarını olumsuz etkileyeceğini belirtti. Katılımcıların %84’ü hastaların yeni ve orijinal ilaçlara erişiminin zorlaşacağını vurguladı. Halen piyasada olan bazı ilaçlara erişimin zorlaşıp zorlaşmayacağı yolundaki bir soruya da yine katılımcıların %84’ü zorlaşabilir yanıtı verdi.

Soruları yanıtlayan yöneticilerin üzerinde anlaştığı bir başka nokta ise yatırımların azalacağı oldu. Katılımcıların %68’i yapılan düzenlemeler sonucunda yatırımların % 20’den fazla azalacağı tahmininde bulundu. %24 ise yatırımların %10’dan daha fazla azalacağını öngördü. Yapılan son kısıntılar faaliyetlerinizi nasıl etkileyecek sorusunu ankete katılan yöneticilerin %84’ü çok olumsuz, %16’sı ise olumsuz diye yanıtladı. Böylece bu soruyu yanıtlayanların tümü sektörün kararlardan olumsuz etkileneceğini vurgulamış oldu. Katılımcıların %32’si, yeni kararname sonucunda firmalarında %10’dan fazla, %52’si ise %20’den fazla oranda işten çıkartmalar olabileceğini kaydetti.

Anket sektör yöneticilerinin, kendileriyle yapıcı bir diyalog geliştirilmemesinden duydukları rahatsızlığı da ortaya çıkardı. Soruları yanıtlayanların %68’i görüşlerine değer verilmediğini hissettiklerini vurgulayarak, sektör olarak karar oluşturma süreçlerine katılamamaktan duydukları rahatsızlığı ifade ettiler. Alınan kararların Türkiye’nin sağlık ve ilaç sektörünün küresel rekabet gücünü nasıl etkileyeceği yolundaki bir soruyu katılımcıların %64’ü çok olumsuz, %37’si ise olumsuz diye yanıtladı.

Ankette ayrıca katılımcılara Türkiye’de Ar-Ge ve üretim yatırımı yapmayı zorlaştıran faktörler de soruldu. Bunlar arasında “Sağlık ve ilaç politikalarında öngörülebilirliğin bulunmaması” %72 ile birinci, “Şeffaflık ve açıklık olmaması” %67 ile ikinci, bürokrasi ve mevzuat ise %40 ile üçüncü sırada yer aldı.  <<

——————————-

Herkes kendini mercek altına almalı!

Sorunun çözümü bir yanda kolay, ama bir yanda da karmaşık. (1) Öncelikle iyi hekimler yetiştirmemiz gerekiyor, diploma sahibi olmak hekim olmak anlamına gelmiyor. (2) Sevk sisteminin yeniden oluşturulması şart. (3) Sağlık harcamalarının detaylı analizi gerekli. Böyle bir analiz yapılmaksızın hastanın ilacına müdahale etmek insan haklarıyla bağdaşmaz.

Bununla birlikte bugün varılan noktada doktorların, eczacıların ve elbette ilaç endüstrisinin de kendini yeniden mercek altına alması gerekiyor. Başta hekimler olmak üzere sağlık alanında faaliyet gösteren bütün paydaşların (ilaç endüstrisi, eczacılar, dernekler ve elbette Sağlık Bakanlığı ve SGK) yaptıkları işin önce insani, sonra ticari boyutu olduğunu unutmamaları gereklidir.

Doktorlar dernekleri üzerinden ifrata kaçan kongreler düzenlerken, bu değirmenin suyunun halkın cebinden geldiğini hatırlamak zorundalar. O kongrelerde yenen her bir lokmanın bedeli vatandaşın ödediği vergilerden karşılanmaktadır. Doktorlar ve eczacılar “reçete kozu” ile ilaç endüstrisini sömürmemeli, velhasıl bütün paydaşlar aynı gemide olduklarını unutmamalıdır.

Henüz yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın