Türkiye nasıl Ar-Ge yapar?

May 03 2008 Published by under 1. Sayı

Dr. Yavuz Dizdar

Yenilikçi bir ürün yaratılmasının birkaç temel bileşeni bulunmakta; “gerçekleştirme inancıyla yola çıkmış” işgücü, bunu yapmak konusunda yeterli ufka sahip olmak, işgücünü oluşturan insanların “işbirliği”, yani ürünün değişik aşamalarını planlama, sinerji yaratma becerisi ve yeterli teknolojik altyapı. Sermaye birikimi, ancak bunların üzerine şekillenir.

>> Daha önce kendime defalarca sorduğum soru “Türkiye’nin Ar-Ge yapıp yapamayacağı” idi. Bu konuda çok araştırdım, konuştum ve gözlemledim. Ve her seferinde gördüm ki, bu sorunun yanıtı her zaman ve açıkça “evet” idi. Bu nedenle,  bu kez sizlerle “peki ama nasıl?” sorusunu tartışmak istiyorum. Hepinizin bildiği gibi, bilimsel ve teknolojik ilerlemenin en önemli unsuru araştırma-geliştirmeden (Ar-Ge) geçiyor. Ar-Ge’ye dayalı olmayan endüstriler, katma değeri yüksek ürünler yaratamadıkları gibi, çoğu konuda dışa bağımlı hale geldiklerinden aynı zamanda ekonomik kayba da uğruyorlar. Bu anlamda düşünüldüğünde, Ar-Ge sadece ilerlemenin değil, ekonomik refaha ulaşmanın, rekabet gücünü elde etmenin tek yolu olarak beliriyor. Kısa süre önce bu soruyu İstanbul Üniversitesi çerçevesinde çok sayıda bilim insanına sordum ve uygun bir ortamın yaratılıp yaratılamayacağını deneyimlemeye başladım. İstanbul Üniversitesi kalifiye işgücü ve teknik imkanları açısından değerlendirildiğinde aslında Ar-Ge amaçlı asgari yeterliliğe sahip görünüyor. Ancak mesele bu işgücünün Ar-Ge’ye yaklaşımını test etmeye geldiğinde, fikir beyan edenlerin ortak kanısı “birlikte bir şey yapmanın çok zor olduğu”.

Yenilikçiliğin üç esas bileşeni: İnanç, işbirliği ve disiplin

Uzakta duranlar için Ar-Ge kuşkusuz ulaşılamaz bir aşama olarak algılanmakta. Yenilikçi, yani patente dönüşebilir bir ürünün ancak ileri teknoloji merkezlerinde yaratılabileceği kabul edilmekte. Peki bu durum gerçekten böyle mi, Ar-Ge sadece yüksek teknolojili merkezlerde mi yapılabilir? Bu sayfalarda bundan sonra sık sık paylaşacağımız üzere, son yıllarda dünyanın özellikle ilaç alanında başlıca Ar-Ge merkezlerini gezmek şansım oldu. Burada çalışanların yenilikçiliği nasıl algıladıklarını gördük, Ar-Ge konusundaki asgari gereklilikleri detayıyla inceledik. Buna göre yenilikçi bir ürün yaratılmasının dört temel bileşeni bulunmakta, bunlardan birincisi “gerçekleştirme inancıyla yola çıkmış” işgücü. İnancı burada iki kez vurguluyorum, zira bir konuda uzmanlaşmış olmak Ar-Ge’nin sadece bir unsuru, en az bunun kadar önemli diğer bileşen, bunu gerçekleştirmek konusunda yeterli ufka sahip olmak, bilimsel detaylar arasında boğulmadan, eksik olan noktayı görüp buna odaklanmak. Ar-Ge’nin ikinci önemli koşulu ise işgücünü oluşturan insanların “işbirliği”, yani ürünün değişik aşamalarını planlama, sinerji yaratma becerisi. Bunların ardından gereken üçüncü koşul, yeterli teknolojik altyapı. Son önemli bileşen ise bunu destekleyecek sermaye birikimi, yani risk sermayesinin varlığı.

Bir yerden başlamamız ve sürdürmemiz gerekiyor

Bu çerçevede düşündüğünüzde, nitelikli işgücü İstanbul Üniversitesi’nde var, teknolojik altyapı başlangıç için fazlasıyla yeterli. Eksik olan şey ise insanların Ar-Ge yapmak konusundaki inançları, istekleri ve en önemlisi işbirlikleri. İstanbul Üniversitesi örneğinden devam edecek olursak, alet parkının ve var olan fonların başlangıç için zaten yeterli olduğunu görüyoruz. İşte arayışımızın temel noktası da bu ataletin harekete dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği oluşturuyor. İstanbul Üniversitesi’nin sırf bu amaçla kurulmuş bir Deneysel Araştırma Enstitüsü ve Teknoloji Geliştirme Merkezi bile var, eksik olan farklı birimler arasında diyalogun sağlanması ve hedef belirlenmesi.

Bugün var olan Ar-Ge ürünlerinin nasıl geliştirildiğini incelediğinizde, gerekli olan ana unsurun birlikte çalışma kültürü ve çalışma disiplini olduğunu görüyorsunuz. Geliştirilen bir ürünün pazara tamamen hakim olması mümkün olmasa bile, penetre olması ve pazar payı kazanması sadece bu işbirliği ve disipline bağlı gerçekleşiyor. O halde yapmamız gereken bir araya gelmek, çalışma alanını doğru saptamak, işbirliğini düzenli olarak sürdürmek ve disiplinden asla taviz vermemek.

Türkiye’nin ve İstanbul Üniversitesi’nin sahip olduğu altyapı Ar-Ge yapılması için yeterlidir, tamamlamak zorunda olduğumuz eksik unsur işbirliğimizdir.

Henüz yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın