Türkiye yenilikçi ilaç endüstrisini nasıl yaratır?

Kas 12 2008 Published by under 3. Sayı

SHI Consulting Başkanı Borys Chabursky’ye göre, Türkiye’nin inovasyonu sağlık ekonomisinde hayata geçirebilmesi için hızlı ve etkili bir biçimde hareket etmesi gerekiyor.

Merck Sharp & Dohme İlaçları (MSD) Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Kanada Bölgesi tarafından 14 Ekim 2008 tarihinde İstanbul’da düzenlenen “İlaçlara Erişim, Yenilikçilik ve Sağlık Ekonomisi” konulu sempozyumda, Türkiye’nin yenilikçilik politikasına yaklaşımının Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığı araştırmanın sonuçu açıklandı. SHI Consulting’in yaptığı araştırma sonucuna göre ilaç sektöründe yenilikçilik konusunda Türkiye, Polonya ve Macaristan’a göre daha ihtiraslı bir vizyona ve cazip piyasa büyüklüğüne sahipken, alt yapının oluşumu ve Ar-Ge çalışmaları konusunda gerekli koşulları sağlaması gerekiyor.

Türkiye’nin sağlık ekonomisinde dünya çapında bir oyuncu olmasının mümkün olduğunu söyleyen SHI Consulting Başkanı Borys Chabursky’ye göre, Türkiye’nin inovasyonu sağlık ekonomisinde hayata geçirebilmesi için hızlı ve etkili bir biçimde hareket etmesi gerekiyor. Hükümet Ar-Ge konusunda yatırımlarını artırarak Türkiye’nin bu alanda, bilgi üretmesine ve geliştirmesine katkıda bulunmaktadır. Türkiye’de sağlık ekonomisinde  özel sektörünün katılımını sağlama olanakları çok yüksek. Buna karşılık girişimciliğin gelişmesini desteklemek için fikri mülkiyet haklarının korunması ve risk sermayelerine ulaşılabilmesi gerekmekte. Türkiye’nin kapasitesinin gelişmesi için konuyla ilgili mevzuatın düzenlenmesi öncelikli olarak ele alınmalı. Hükümetin Türkiye’deki sağlık hizmetinde kendine özgü potansiyelini güçlendirmek için cesur vizyonuna ve olumlu duruşuna devam etmesi gerekiyor.

Uygun koşullar yabancı sermayeyi cezbetmekte

Chaburski önerilerini şu şekilde sürdürüyor: Yerli Ar-Ge kapasitesi yükseltilmeli, asıl Ar-Ge piyasa oyuncuları belirlenip, mevcut altyapısının işlenmesine ve gelecek olan yatırımların koordinasyonu konusuna yoğunlaşılmalı. Yatırımların dengeli olması sağlanmalı, Türkiye’nin yenilikçilik döngüsündeki boşlukları, fikirlerin  pratiğe dönüştürülmesini sınırlayacaktır. Uygun piyasa koşulları yaratılmalı, girişimcileri teşvik etmek, yerli ve yabancı yatırımı cesaretlendirmek için, piyasada yenilikçi ürünlerin erişimini kolaylaştıran politikalar uygulanmalı.

SHI Consulting’in yaptığı araştırma bizimle birlikte birkaç ülkeyi karşılaştırmalı olarak değerlendiriyor. Polonya için yapılan değerlendirme şu şekilde: Tarihsel merkezi ekonomi planlama sayesinde tıp alanında makul Ar-Ge temeline sahip olan Polonya’nın şu an bu temeli pazar ekonomisinin çeçevesinde korumaya ve arttırmaya ihtiyacı var. Özel sektörün Ar-Ge yatırımlarını desteklemeye teşvik etmek için uygun piyasa koşulları sağlamak gerekmekte; (1) Büyük miktarda yetişmiş eleman bulunmasına rağmen Ar-Ge yatırımları azalmaktadır. (2) Fikri mülkiyet hakları ve uygulama politikasını geliştirmesi girişimciler için bir teşvik yaratır. Şu anda iletişim ve teknoloji danışmanlığı sektörüne olan ilgi medikal sektörde bulunmaktadır. Polonya, piyasa koşullarını geliştirip (mevzuat onaylama ve ruhsat, lisans alma kolaylığı ve hızı) uluslararası yenilikçi ilaç firmalarıyla Ar-Ge ortaklıkları kurarak yerel jenerik endüstrisine daha iyi hizmet verebilecektir. Bu durumda Polonya, köklü bir geçmişe sahip olan medikal Ar-Ge  çalışmalarının pazar ekonomisinde korunması ve geliştirilmesi için çalışmalarına devam etmelidir.

Macaristan’a bakıldığında ise hükümetin ülkeyi yenilikçilik istikametinde konumlandırmakta olduğu dikkat çekiyor: (1) Macaristan, farmasötik araştırmasında çok güçlü geçmişe sahip. İstihdam olanakları yaratmak ve Ar-Ge kapasitesini arttırmak için Macaristan çokuluslu biyofarmasötik şirketleri çalıştırmasına önem verdi. (2) Fikri mülkiyeti hakları desteklendi, üretimin düşük olmasına rağmen, risk sermayesi ve vergi teşviklerindeki kolaylık nedeni ile özel sektör yatırımlarının yaygınlaştırılmasına destek olacak. Dolayısıyla Macaristan sağlık ekonomisinde, gelişim yolunda gözüküyor. Macar Hükümetinin yenilikçilik konusunda bağlılığı daha açık ifade etmesi, pazar şartlarını kolay ve elverişli duruma getiricektir.

Çin ise kendi piyasasının büyüklüğünü avantaj olarak kullanıyor. Çin, yenilikçi ilaç sektöründeki Ar-Ge çalışmalarının düşük maliyetle yapılmasının, tek başına avantaj olmadığını anlayarak, onun yerine ülke kapasitesini artırmayı ve piyasa koşullarını geliştirmeyi, Ar-Ge yatırımı yapmayı ve özel sektörle ortak iletişim strateji yapmanın gerekliliğinin daha doğru olduğuna karar verdi ve bu yönde ilerledi. Dolayısıyla Çin yenilikçi ilaç  çalışmaları konusunda çok büyük gelişim yaşıyor ve 2020’e kadar en büyük 5 ilaç piyasasından biri olmayı hedefliyor. Benzer şekilde Hindistan da 90’lı yıllarda global piyasalara açılmaya ve ülke kapasitesini arttırmaya başladı. Bunun sonucu olarak sağlık ekonomisi de gelişmeye başladı. Sonuçlar çok iyi idi. Çokuluslu şirketler günümüzde eskiden jenerik, taklit ve izole olan Hindistan farmasötik endüstrisi ile Ar-Ge ortaklıkları yaptı, bu yaklaşım konumunu giderek güçlendiriyor.

Yılda bir milyar dolar girdi sağlanabilir

Gelelim bu bilgiler ışığında Türkiye’nin değerlendirmesine. Birincisi Türkiye altyapı olarak hayli iyi bir noktada bulunuyor. Hem iş gücü hem de nüfus (pazar) olarak bakıldığında, yabancı sermaye açısından cazibe noktasını teşkil ediyor. Doğal piyasa büyüklüğü sayesinde İrlanda’dan daha cazip piyasaya sahip, Çin’in büyük ve zor piyasası dikkate alındığında ise Türkiye daha çabuk hareket kabiliyetine sahip. Buna karşılık Ar-Ge temelli yatırım alabilmek için karnesinde düzeltmesi gereken kötü notları var, bunlardan en önemlisi fikri mülkiyet hakları ve ve bu çerçevedeki mevzuat. Sanayi açısından çok önemli olan “bürokrasinin azaltılması” ve “işlemlerin hızlandırılması” bir diğer aşılması gereken sıkıntı. Ve kuşkusuz ekonomik ve siyasi istikrar. Altı yıllık tek parti yönetiminin siyasi istikrar olarak kabul edilememesi, arayışımzın politikadan ziyade, Ar-Ge’nin devlet poltikası olarak benimsenmesi gerektiğini gösteriyor.

Bu önerileri yerine getirmek aslında hiç de zor değil. Bu konudaki girişimlerine yaklaşık 20 yıl önce başlayan İrlanda, çok büyük bir yabancı sermayeyi ülkesine çekmeyi başardı ve bugün endüstriyel anlamda bir dünya devine dönüştü. Bugün benzer modeli uygulamaya başlayan Macaristan, Polonya gibi ülkeler de hızla ilerlemekte. Türkiye ise bulunduğu coğrafya ve Batı Asya ile olan bağlantıları sayesinde özel bir önem taşıyor. Herşeyden önce genç ve ilerlemeye açık nüfus yapısı büyük bir avantaj sağlıyor. Bunu ekonomik ve siyasi istikrarla destekleyecek olursak, kısa sürede büyük mesafeler kaydetmemiz bizim için de zor olmayacak. En önemli eksiğimiz gereken mevzuatın bir an önce oluşturulması. Zira sadece klinik araştırmalarla bile yılda bir milyar dolara yakın bir sermayenin ülkemize döndürülmesi hiç de zor değil.

Henüz yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın