Türkiye’nin ilaç harcamaları konusunda bilinmesi gerekenler

Eyl 11 2009 Published by under 6. Sayı

Ar-Ge temelli yenilikçi endüstri, bizim ülkemizde de bilimsel araştırma, sağlık ve tedavi uygulamalarının lokomotifidir. Akılcı ilaç kullanımı doğru ilacı, doğru zamanda ve doğru miktarda kullanmak demektir. İlaçta etkin ve doğru tasarruf için öncelikle koruyucu hekimlik uygulamaları ve akılcı ilaç kullanımını mümkün kılan kararların alınması gerekmektedir.

 Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) geçtiğimiz ay basında yayınladığı bir duyuru ile, “son zamanlarda orijinal ilaç üreticilerini hedef alan kampanyalar” konusunda toplumu bilgilendirme ihtiyacını hissetti. Duyuruda orijinal ilaçların toplum sağlığına olan katkıları detaylı bir biçimde dile getirildi. Kanser konusunda geliştirilen “hedefe yönelik tedaviler”, domuz gribi, kuş gribi gibi küresel tehdit oluşturan hastalıklara karşı geliştirilen aşılar, hipertansiyon, diyabet gibi kronik hastalıkların tedavisine yönelik yeni ilaçların tümünün Ar-Ge temelli firmaların laboratuarlarının ve klinik araştırmalar departmanlarının çalışmalarının ürünü olduğu vurgulandı.

Ar-Ge temelli firmalar ülkemizde de toplumsal sağlığın korunmasında büyük öneme sahiptir. Yenilikçi yaklaşım tedavi üstünlüğü sağlayan ürünler geliştirmekle kalmamakta, Türk bilim çevresinin araştırma yapmasında, uluslararası gelişmeleri izlemesinde çok ciddi destek sağlamaktadır. Ar-Ge temelli firmalar ulusal kongrelerin düzenlenmesinde ve uluslararası kongrelere katılımda doğrudan destek sağlamaktadır. Buna karşılık gelişmiş ekonomilere sahip ülkelerle bile karşılaştırıldığında, Türkiye’de yenilikçi ilaç fiyatlarının yüksek olmadığı görülmektedir. Dahası genel olarak irdelendiğinde, Türkiye’de kişi başına yapılan ilaç harcaması AB ülkelerinin çok gerisinde olduğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla toplam sağlık harcamalarındaki artış, ilaç nedeniyle değil tanı işlemlerindeki harcamalar ve hizmet giderlerine bağlı olarak gerçekleşmektedir.

 Toplam sağlık harcamalarında ilacın payı tahmin edilenin gerisinde

Türk ilaç piyasası yıllık yaklaşık %10 büyüme göstermektedir. Kişi başına düşen yıllık ilaç tüketimi ise 140 Amerikan dolarıdır. Ancak bu rakam gelişmekte olan birkaç ülke dışında OECD ülkeleriyle kıyaslandığında hâlâ çok düşük seviyede kalmaktadır. Buna karşılık kamu sağlık harcamaları 2005 yılında %18, 2006 yılında %21 olan artış hızını sonraki yıllarda da sürdürmüş ve genel bütçe üzerinde önemli bir yük oluşturmuştur. Ne var ki İlaç harcamalarında gerçekleşen artışa bakıldığında, sağlık harcamalarında meydana gelen artışların ağırlıklı olarak ilaç dışı sağlık kalemlerinden kaynaklandığı görülmektedir. Kamu ilaç harcamalarının genel sağlık harcamalarındaki payı %34 düzeyindedir. OECD ortalamalarına göre yüksek görünen bu oran yanıltıcıdır. Ülkemizde diğer sağlık harcamaları tam ve doğru olarak hesaplanamamaktadır. Bunun başlıca nedenlerinden biri ilaç sektöründe kurumsallaşma düzeyi yüksek ve bütün faaliyetlerin kayıt altında bulunmasıdır. Buna karşılık diğer sağlık hizmetlerinde kayıt dışı faaliyetler yaygın, şeffaflık düzeyi düşüktür. Geri ödeme kurumları, hastane hizmetleri için kamu sağlık kuruluşlarına önemli oranda sübvanse edilen fiyatlar üzerinden ödeme yapmaktadır. Yaklaşık bir hesaplama ile sübvansiyonun en az %35 düzeyinde olduğu tahmin edilmektedir. Bu sübvansiyonun yükü, genel bütçeden Sağlık Bakanlığı ve üniversiteler tarafından karşılanmaktadır. Ancak bu yük kamu geri ödeme kurumlarının sağlık harcamaları hesaplarına yansıtılmamaktadır. Bu durum kamu sektöründe ilaç harcamalarının, toplam sağlık harcamaları içindeki oranının gerçekte olduğundan çok daha yüksek görünmesine yol açmaktadır.

 Sağlık harcamalarının hesaplanması hatalı

Türkiye’de kamu sağlık harcamaları, OECD ülkelerinden farklı olarak hesaplanmaktadır. Yatan hasta ilaçları OECD’de ilaç harcaması olarak değil, genel sağlık harcaması içinde değerlendirilir. Türkiye’de ise hastanede kullanılan ilaçlar da ilaç harcamaları içinde gösterilmektedir. Hastaneler ilaçları ihale yoluyla düşük fiyattan alırken, kurumlara piyasa fiyatları üzerinden fatura etmektedir. Türkiye’de nüfus başına düşen hekim ve hasta yatağı sayısı OECD ülkelerine oranla çok düşük seviyelerdedir. Hekim başına düşen hasta yoğunluğu yüksek olduğu için birçok hasta doktora erişememekte, bölgesel dengesizlikler ortaya çıkmaktadır. Bunun sonucunda, hastalar için sağlık hizmeti, ihtiyaçların ağırlıklı olarak eczanelerden edinilen ilaçlarla karşılanması anlamına gelmektedir. Dahası OECD ülkelerinden farklı olarak, Türkiye’de reçetesiz ilaç kategorisindeki ilaçların çok büyük bir kısmı, reçeteli ilaçlarla birlikte geri ödeme kapsamında yer almaktadır. Bu da diğer ülkelerle karşılaştırıldığında ülkemizdeki kamu ilaç harcamalarını oransal olarak yükseltmektedir.

 İlaç harcanmalarının kısıtlanması tasarruf anlamına gelmeyebilir!

Sağlık harcamaları içerisinde ilacın büyük bir şeffaflıkla kontrol edilebiliyor olması, tasarrufa yönelik tedbirlerin de ilaca yönelmesine neden olmaktadır. Buna karşılık ilaç harcamalarında yeni ilaç ve tedavilere erişimi kısıtlayarak tasarruf sağlanması yönündeki yaklaşımlar beklenenin aksine olumsuz sonuçlar vermektedir. Geri ödeme kararlarının salt fiyata bağlı olarak değil, o ilaçla sağlanan toplam tedavi değeri ve önlenen toplam tedavi giderleri de göz önünde tutularak verilmesi, yeni ilaç ve tedavilerin ekonomik faydalarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yeni ilaçların ekonomik değeri açısından Almanya örneği çarpıcıdır. Almanya 2002 yılında ilaca kişi başına ABD’den %40 daha az harcayarak göreceli olarak 19 milyar dolar tasarruf sağlamayı hedeflemiştir. Buna karşılık diğer yatırımlar, işgücü, vergiler gibi alanlardaki kayıplar hesaplandığında ortaya 22 milyar dolarlık bir zarar çıkmaktadır. Sağlık harcamalarının ilaç harcamalarının azaltılmasıyla kontrol altına alınabileceğini düşünen Almanya, sonuçta 3 milyar dolar kaybetmiştir (Bain and Company, Imbalanced Innovation 2004).

 Eşdeğer ilaçların önemi

İlaç harcamalarının düşürülmesine yönelik başarılı yaklaşımlardan biri, jenerik (eşdeğer) ilaçların desteklenmesidir. Yeni geliştirilen ilaçlar yaklaşık 10 yıllık patent korumaları dolduktan sonra, diğer firmalar tarafından da “eşdeğer olmalarının kanıtlanması koşuluyla” üretilebilirler. Bu durum Ar-Ge yapılmasını teşvik etmekle kalmaz, ilacın fiyatının da düşmesini sağlar. Dolayısıyla Ar-Ge alanında yatırım yapmayan jenerik firma kazanırken, araştırmacı firmayı da dolaylı olarak yenilikçiliğe teşvik eder. Ne var ki bu süreç, serbest piyasa ekonomisi kuralları çerçevesinde ve devletin şeffaf, süreyi dikkate alan düzenlemesi ve denetimi altında gerçekleşmek durumundadır. Örneğin Avrupa Birliği’nde bir ilacın ruhsatlandırılması için gereken süre kesin olarak bellidir ve aylar mertebesindedir. Bizim ülkemize bakıldığında ise, yeni yönetmelikler sayesinde biraz düzelme sağlansa da, bu sürenin pratik olarak belli bir kuralı bulunmamaktadır. İlacın ruhsatlandırılması yeri geldiğinde iki yıla kadar uzayabilmektedir. Söz konusu gecikme bir yandan patent koruma süresinde %20’lere varan ciddi kayba neden olurken, diğer yanda hastanın yenilikçi ve daha etkin tedaviye erişimini de geciktirmektedir.

 Ülkemizde önemli bir tasarruf alanı reçetesiz ilaçlardır

Türkiye’de, gelişmiş ülkelerin yaptığı gibi, ağır olmayan sağlık sorunlarında kullanılan ve reçetesiz satılan bazı ilaçların geri ödeme listesinden tamamen çıkartılmasalar bile, katkı paylarının artırılması ya da geri ödeme listelerinden tamamen çıkartılması ciddi bir ekonomik katkı sağlayacaktır. Yapılacak düzenlemenin niteliklerine bağlı olarak, bu ürünlerin geri ödeme kapsamından çıkarılmasıyla ilk etapta 220 milyon Amerikan doları düzeyinde bir tasarruf potansiyelinin yakalanması mümkün görünmektedir. Buna karşılık Avrupa Birliği’nde olduğu gibi reçetesiz ilaç kategorisine giren ürünler için fiyat ve tanıtım serbestisinin sağlanması ekonomiye katkı sağlayacak yepyeni bir sektörün oluşumunu teşvik edecektir. Yine gelişmiş ülke örneklerinde olduğu gibi ülkemizde de değişik tedavi gruplarında farklı katkı payı oranları uygulanabilmelidir. Çok ağır olmayan sağlık sorunlarında hastaların katkı payları artırılırken, tedavinin daha masraflı olduğu ölümcül hastalıklarda katkı payı azaltılabilir veya tamamen kaldırılabilir. Böylece hastaların temel ve yaşamsal tedavileri güvence altına alınırken, hekimlerin öngörebileceği farklı tedaviler için hastalara alım güçleri oranında esneklik sağlanabilir.

 Reçete baskısı doktorun seçimine müdahaledir!

Çok önemli bir diğer konu ise reçete edilen ilacın “eczane aşamasında kalfa tarafından jenerik ürünle değiştirilmesidir. Bu durum sadece “yazılanla verilen ilacın farklı olduğunu gören hastalar tarafından fark edilmektedir.” Sanıldığının aksine, reçete değiştirilmesinin nedeninin “eşdeğer ürünle tasarruf sağlamak” değil, eczane basamağında “mal fazlası” olarak adlandırılan pazarlama baskısıdır. Yaklaşımın etik değerlerle bağdaşmamasına karşılık, mal fazlası alan eczaneler tarafından kabul görmesi, katı kurallarla yönetilen Ar-Ge temelli endüstriyi baskı altına almaktadır.

Sonuç olarak, Ar-Ge temelli yenilikçi endüstri, bizim ülkemizde de bilimsel araştırma, sağlık ve tedavi uygulamalarının lokomotifidir. Akılcı ilaç kullanımı doğru ilacı, doğru zamanda ve doğru miktarda kullanmak demektir. İlaçta etkin ve doğru tasarruf için öncelikle koruyucu hekimlik uygulamaları ve akılcı ilaç kullanımını mümkün kılan kararların alınması gerekmektedir.

Henüz yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın