Üniversitelerin gündemi yaklaşan rektörlük seçimlerine odaklandı

May 08 2008 Published by under 1. Sayı

Görülen o ki, üniversitelerin büyük bir kısmı yakın zamanda önemli bir sınav verecekler. Yakın çevrelerin değerlendirmelerine göre, “bugüne kadar YÖK’e kızmak dışında bir çaba göstermeyen öğretim üyeleri, ya üniversiteli olmak ilkelerini ve sorumluluklarını hatırlayacaklar ya da gelecek arayışlarının alışılmıştan farklı olmadığını sergileyecekler.”

>> Üniversiteler bir ülkenin geleceğini güvenceye alan en önemli kurumlardır. Ülkemizde modern üniversite yapısı 1933 Üniversite Reformu kapsamında kurulan İstanbul Üniversitesi ile başladı, diğerleri de bunu izledi. Buna karşılık pek çok kişinin ortak kanısı olduğu üzere, üniversitelerin özgürlükçü ve demokratik geleneği, 1980 sonrasında kurulan Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) tarafından ciddi anlamda gölgelendi. Dahası YÖK’ün durumu o zamandan bu yana tartışılır hale geldi, çünkü özerk ve demokratik yapının korunamaması üniversitelerin yenilikçi ve aydın yapısının önünde önemli bir engel oluşturmaktaydı. Bugün özellikle devlet üniversitelerinin içerisinde bulunduğu durumu tamamen YÖK’e atfetmek mümkün görünmese de, öğretim üyelerinin ortak kanısı, bu düzenlemenin özgür ve demokratik yapıda ciddi bozulmaların temelini oluşturduğu şeklindedir.

Üniversitelerin en üst yöneticisi olan rektörler dört yıllığına öğretim üyeleri tarafından seçilmekteler. Ne var ki üniversitelerin YÖK bünyesi altına alınmalarıyla birlikte, “rektörlük seçimi” işleyiş açısından, daha çok “eğilim belirlemesi” yöntemine dönüştürüldü. Zira mevcut işleyişte, rektörlük oylaması sonrasında en çok oyu almış olan altı adayın isimleri YÖK’e bildirilmekte, bu liste daha sonra üçe indirilerek Cumhurbaşkanı’na sunulmakta, Cumhurbaşkanı adayları inceledikten sonra içlerinden birini rektör olarak atamaktadır. Bugün YÖK başta olmak üzere, tamamen bilimsel kriterlerin ve demokratik yaklaşımın hakim olması gereken kurumlarda böylesi bir atama sistemi, ister istemez öğretim üyelerinin tepkisini almakta, üniversitenin iradesinin gerçekleşmesi konusunda alternatif arayışlarına yönlendirmektedir.

Yirminin üzerinde üniversitenin yakın zamanda yeni rektörlerini belirlemeye çalışacak olması konuyu yeniden gündemin merkezine oturttu. Kamuoyu, çoğu haziran ayı içerisinde gerçekleştirilecek olan rektörlük seçimlerini aynı zamanda siyasetin üniversitelere bulaştırılıp bulaştırılmaması konusunda verilecek bir kararlılık sınavı olarak değerlendiriyor. Üniversite çevrelerinde ise bu “sınavın” başarıyla ifa edilememesinin üniversite camiasında bir kez daha gerginliğe neden olacağı ve kadrolaşma olarak yorumlanacağı tartışılıyor. Bu nedenle, pek çok üniversite seçim sonrası atama senaryolarını aşabilmek amacıyla farklı arayışlar içerisine girdi. Bu yaklaşımlardan birini “önseçim” oluşturuyor. Önseçim sonrasında sandıktan çıkacak en güçlü adayın, gerçek seçime “tek aday” olarak girmesi mantığı üzerine kurulu olan bu yaklaşım, açık farkla belirlenmiş sonuçların, YÖK ve Cumhurbaşkanı atamaları aşamasında değiştirilmeyeceği beklentisi temeline oturuyor. Sandıktan çıkan oyların birbirine yakın olması durumunda ise tercihler ağırlık kazanabilecek. Öte yandan kimi adayların ilk altı içerisine girmeleri durumunda YÖK ve Cumhurbaşkanı tarafından atanacakları şeklindeki imaları, seçime gölge düşürmekle kalmıyor, Türkiye’nin en önemli iki makamını da zor durumda bırakıyor.

Yıldız Teknik Üniversitesi modeli

Rektörlük seçimleri yakın zamanda yapılacak olan Yıldız Teknik Üniversitesi’nde de (YTU) kaygılar farklı değil.  Yıldız Teknik Üniversitesi öğretim üyeleri olası sorunları aşmak amacıyla bir platform oluşturarak “hedef ve stratejiler” belirlediler. “Akademik özgürlük, yönetsel özerklik, saydamlık, hesap verebilirlik, üretkenlik, katılımcılık gibi evrensel ilkelere bağlı, mali kaynakları etkin ve verimli kullanan, “öğrenen örgüt” niteliği ile yeniliklere ve gelişmelere açık, liyakate ve etik değerlere saygılı bir YTÜ yönetimi oluşmasını özendirmek, destek vermek. Sözü edilen evrensel ilkelerden ödün vermeyen ve gücünü arkasındaki salt çoğunluk desteğinden alan ve cumhuriyetimizin değerlerine ve kazanımlarına bağlı bir “Rektör Adayı Arama ve Belirleme” sürecinin gerçekleşmesini kolaylaştırmak. Özellikle, genç bilim insanlarının yönetime doğrudan katılımını özendirmek, desteklemek” şeklinde başlıklara ayrılan “hedef ve stratejiler”, seçim süreci konusundaki şu açıklamalarla ilişkilendiriliyor: “Bildiğiniz gibi 3 ay içinde, 100. yılımızı kutlayacağımız yeni bir dönem için, hep birlikte üniversitemizin yeni rektörünü belirleyeceğiz. Bu süreçte ve onu izleyecek atama aşamasında, öğretim üyelerimizin ağırlıklı ortak iradesinin ne denli etkin ve belirleyici bir rol oynayacağı açıktır. Mevcut sistemin sıkça yaşanan zaaflarını dikkate aldığımızda, bu süreçte seçmen iradesini etkin ve belirleyici kılacak, güçlü ve ortak bir tercih oluşturabileceğimiz bir ‘platform’a ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Bu sıkıntılı süreçte, biz öğretim elemanlarına önemli görevler düştüğü bilinciyle, köklü bir geçmişe sahip olan üniversitemize daha da güçlü şekilde sahip çıkarak, üniversitemizin kazanımlarını koruyabilir, geliştirebilir, böylece akademik ortamda ve toplumda etkinlik ve saygınlık kazandırabiliriz.

Bu amaçla cumhuriyetimizin temel değerlerine ve evrensel akademik ilkelere bağlı, çağdaş, demokratik ve katılımcı bir üniversite yönetimi oluşturmak ve bu yolla yönetim ve karar süreçlerine doğrudan ve etkin biçimde katılmak gerektiğine inanıyoruz.

Önseçim ya da anket yoluyla, salt çoğunluğun desteğini alabilecek ve atanma şansı yüksek, üniversitemize aşama kazandırabilecek bir rektör adayını birlikte belirleyelim.”

İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri Çalışma Platformu oluşturdu

Benzer bir yaklaşım da rektörlük seçimi bu yıl sonunda gerçekleştirecek olan İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından başlatıldı. Bu amaçla oluşturulan Üniversite Çalışma Platformu, yaklaşan seçimlerin layık olduğu bilinç ve hassasiyetle gerçekleştirilebilmesi amacıyla birer ay arayla üç toplantı düzenledi. Yoğun bir görüş alışverişi sonrasında ortaya çıkan görüşler sonrasında ise bir metin kaleme alındı. İstanbul Üniversitesi Çalışma Platformu’nun hazırladığı metinde ise başlıca şu noktalara yer verildi:

“İstanbul Üniversitesi başta olmak üzere, üniversitelerin bugünkü sorunlarının en önemli nedeninin bilimsel ve idari özerkliği yok eden YÖK yasası olduğunun bilincindeyiz. Ayrıca rektörlük seçimlerinde Cumhurbaşkanı’nın seçilen adaylar arasından kendi atamasını yapmasını da antidemokratik ve siyasi bulmaktayız. Üniversitemiz öğretim üyelerinin bu olumsuzlukların aşılmasında, kurumsal beklentilerini kişisel beklentilerinin önüne koyarak bir arayış içinde oldukları konusunda şüphe duyulmamalıdır.

Bu olumsuz koşullar altında beklentileri değerlendirmek ve gelişmeleri izlemek amacıyla biz bir grup öğretim üyesi hiçbir kişisel beklenti içinde olmaksızın, üniversitemiz geleceğinin arayışı içinde kendiliğinden bir araya gelerek bir Çalışma Platformu oluşturduk. Platformun amacı, ülkemiz ve üniversitemizin geleceğinden endişe duyan, üniversite konusunda birikimi olan ve bu konudaki arayışa katılmak isteyen öğretim üyelerini dayanışma ve katılım zemininde bir araya getirmektir. Zira İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri, yükseköğretim camiası tarafından her zaman dikkatle izlenmekte ve olumsuz koşulların aşılmasında seçtikleri yöntem örnek alınmaktadır.

“Platform” bütün öğretim üyelerinin katılımını beklemektedir. Çalışmaların üç temel kriteri bulunmaktadır: Saydamlık, katılımcılık ve dayanışma. Çalışma Platformu, “sanılanın” aksine, herhangi bir rektör adayını desteklemek amacıyla oluşturulmamıştır. Toplantıların doğrudan üniversitemiz çatısı altında gerçekleştirilmesi bu yaklaşımın başarısını pekiştirecektir. Üniversite Çalışma Platformu’nun tek amacı “Rektörlük seçimi” temelinde ortaya çıkan bir yeni rektör arayışı değildir. Bu nedenle, Platform öncelikle bugüne kadar yaşananları dikkatle değerlendirerek “nasıl bir üniversite istiyoruz?” sorusunun yanıtını bulmaya çalışacak, sonrasında rektör adaylarını bu temel ilkeler dizisinde değerlendirerek rektörlük seçiminde, nesnel ve ölçütlere dayalı etkin oy kullanılması talebinde bulunacaktır. Platform seçim sonrasında da varlığını koruyacak ve İstanbul Üniversitesi konusundaki çalışmalarını sürdürecektir.”

Görülen o ki, üniversitelerin büyük bir kısmı yakın zamanda önemli bir sınav verecekler. Yakın çevrelerin değerlendirmelerine göre, “bugüne kadar YÖK’e kızmak dışında bir çaba göstermeyen öğretim üyeleri, ya üniversiteli olmak ilkelerini ve sorumluluklarını hatırlayacaklar ya da gelecek arayışlarının alışılmıştan farklı olmadığını sergileyecekler”.

Henüz yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın