Gökkuşağı Savaşçısı İstanbul Boğazı’ndan geçti
Yaşamın kaynağı olarak tüm canlılara hayat veren denizler, kimi zaman masmavi durgunluğu, kimi zamanda bembeyaz köpükler arasındaki hırçın dalgalarıyla hepimize huzur ve sonsuzluk duygusu hissettirir. Farkında değiliz ama aldığımız her nefesteki oksijenin yarısı denizlerden geliyor! Hayatta kalabilmek için bu kadar bağımlı olduğumuz denizler, yarattıkları sonsuzluk duygusunun aksine, insan faaliyetlerinin yarattığı tehditler nedeniyle sürdürülebilirliğini yitirmek üzere.
Greenpeace’in efsanevi gemisi Rainbow Warrior (Gökkuşağı Savaşçısı) Türkiye’ye geldi. Üç aydır devam ettiği “Akdeniz’i Koruyalım” kampanyası boyunca Malta, İspanya, Fransa, İtalya ve Yunanistan ayaklarını tamamlayan gemi, 6 Eylül Pazar akşamı İstanbul Boğazı’na giriş yaptı. Beşiktaş İDO İskelesi’ne demirleyen Rainbow Warrior iki gün boyunca İstanbulluları ağırladı. Türkiye sahillerinde devam edecek tur boyunca da yine sosyal bilinci arttıracak etkinlikler, paydaş toplantıları ve kıyılardaki tahribatın boyutlarını tespit eden belgeleme çalışmaları yapılması planlanıyor.
Akdeniz için harekete geçme zamanı
Geminin güvertesinde düzenlenen basın toplantısında konuşan Greenpeace Akdeniz Denizler Kampanyası Sorumlusu Banu Dökmecibaşı, Akdeniz’in insanların yarattığı bir çok yıkıcı tehditle karşı karşıya ve acilen korunmaya ihtiyacı olduğunu söyledi. Bugüne kadar alınan önlemler, zarar görmüş deniz kaynaklarının iyileştirilmesi için yeterli olmadığını anlatan Dökmecibaşı, yapılması gerekenin tamamen koruma altına alınmış büyük ölçekli deniz rezervleri ağının oluşturulması ve bunu yapacak siyasi iradenin yaratılması olduğunu belirtti.
Basın toplantısına katılan Rainbow Warrior’in kaptanı Derek Nicholls ise Türkiye’de de kampanya kapsamındaki dokümantasyon çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi.
Haziran ayında başlayan tur boyunca, Greenpeace’in deniz rezervleri önerisini güçlendirecek ve denizlere yönelik tehditleri gündeme getirilecek. Greenpeace bu amaçla, bilimsel araştırmalar yapıyor, yasadışı balıkçılığa karşı eylemler düzenliyor ve deniz rezervleri ağı konusunda siyasilerin kararlarını etkileme faaliyetleri sürdürüyor. Greenpeace, bu çalışmalara kamuoyu desteği sağlamak amacıyla ‘Akdeniz için Var mısın – Yok musun’ başlıklı imza kampanyası başlattı. Bu kampanya ile bir deniz rezervleri ağının oluşturulması için kamuoyunun harekete geçebilmelerini sağlamak ve denizlerimizin sürdürülebilirliği için çevresel kaygıların her şeyin üstünde olması gerektiğini yetkililere de hatırlatmak hedefleniyor
Orkinosların başı dertte
Orkinos, dünyanın en fazla talep gören balıkları arasında yer alır. Milyonlarca insan için günlük beslenme düzeninin önemli bir parçası olmasının yanı sıra lüks sushi ve sashimi pazarlarının da temel malzemesi. Oysa orkinoslar inanılmaz yaratıklardır. Göçmenlerdir ve yaşamları boyunca binlerce mil yol katederler. Ağırlıkları 700 kg’nin üzerine çıkmasına rağmen görkemli mavi yüzgeçleri ile Porsche marka bir arabadan daha hızlı hareket edebilirler. Bazı türleri Kuzey Amerika’dan Avrupa sularına kadar yüzebilir ve bunu her yıl bir kaç kez yapabilir. Örneğin sarı yüzgeçli orkinoslar, Birleşik Devletlerin Pasifik kıyılarından Japon kıyılarına kadar yol aldığı kayıtlara geçmiştir. Bir kocagöz orkinosu ise bir dakikadan kısa bir sürede 250 metre derinliğe dalabilir.
Ancak bu inanılmaz fiziksel özelliklere sahip özel balığın geleceği tehlike altında. Birçok türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Sınır tanımayan aşırı avlanma ve korsanların orkinos hırsızlığı nedeniyle insanoğlunun bu doymak bilmez iştahını doyuracak kadar balık kalmadı artık. Kocagöz ve sarıyüzgeçli orkinos tüm okyanuslarda büyük oranda yok oldu, muhteşem mavi yüzgeçli orkinosların stokları ise tükenme tehlikesiyle karşı karşıya (Greenpeace 1999 yılında, Akdeniz mavi yüzgeçli orkinoslarının yüzde 80 oranında azaldığını belgelemişti). Üstelik durum daha da kötüye gidiyor. Teknolojinin gelişimiyle büyük gemiler yani bir çeşit yüzen balık fabrikaları nedeniyle, şimdi tüm ülkelerin bir yılda toplayabileceği orkinosları iki günde toplamak mümkün. Orkinos çiftlikleri uygulamalarındaki artış ise bu krizi daha da kötü bir noktaya sürüklüyor. Orkinos ağları, diğer birçok deniz canlısı için de tehlike oluşturuyor. Milyonlarca köpekbalığı ve binlerce kaplumbağanın ölümü de bu ağlar yüzünden olmakta.
Yerel balıkçıların stoklarını tüketen ve önlenemeyen korsan balıkçılığın yanı sıra yasal orkinos balıkçılığı da bir türlü istenen standartlarda kontrol altına alınamadı. Çokuluslu şirketlerin, kıyı devletleriyle yaptıkları anlaşmalar neredeyse stokların tamamen tüketilmesi üzerine, rant üzerine kurulu bu anlaşmalarda orkinosların değerinin yalnızca yaklaşık yüzde 5’i kaynak sahiplerine veriliyor. Bu bölgelerde yaşayan halkın istihdamı göz ardı ediliyor, deniz canlılarının korunması ikinci plana itiliyor.
Akdeniz’i korumaya yönelik gerçek bir çözüm: Deniz rezervleri
Greenpeace, dünya okyanuslarının yüzde 40’ını kaplayacak bir deniz rezervleri ağının oluşturulmasını istiyor. Bu korunaklı alanlar, deniz yaşamı için güvenli barınaklar sağlayacak. Eğer yumurta bırakma ve üreme alanlarını tam olarak kapsayacak şekilde tasarlanırlarsa, çok geniş alanlarda göç ederek yaşayan orkinos ve türleri için de işe yarayacak. Greenpeace bu acil sorunun çözümü için, orkinos stokları toparlanana kadar Akdeniz’deki mavi yüzgeçli balıkçılığının hemen sonlandırılmasını ve Akdeniz’in yüzde 40’ının deniz rezervi olarak ilan edilmesini öneriyor. Ayrıca Pasifik orkinos balıkçılığının ve orkinos popülasyonlarının tamamen yok olmaktan kurtulması için bu sularda avlanan orkinos sayısının yarıya indirilmesi, denizden balık taşınmasının yasaklanması ve uluslararası sularda bulunan kilit bölgelerde deniz rezervleri yaratılması gerekiyor. Zira Akdeniz’i koruyabilmek için, sularındaki sadece tek bir tür habitatı korumak veya tehditlerden yalnızca birini ortadan kaldırmak yeterli değil. Akdeniz, ancak tek bir ekosistem olarak var olabilir, dolayısıyla onu koruma için yapılması gerekenler de bu anlayışa göre üretilmelidir. Deniz rezervlerinin önemi de işte bu noktada çok daha fazla ortaya çıkıyor. Deniz rezervleri endüstriyel balıkçılık ve madencilik gibi tüm tahrip edici faaliyetlere ve boşaltım kaynaklarına kapatılmış, gerektiğinde hiçbir insan faaliyetine izin verilmeyen “çekirdek bölgeler” içeren alanlardır. Bu alanların bir ağ oluşturacak şekilde uygulanması, tehditlere karşı en açık olan veya acilen iyileştirilmesi gereken alanların korunmasını sağlar. Bu plan içinde denizlerin geri kalan bölümü iyi yönetilmesi şartıyla balıkçılık ve diğer faaliyetlere açık olacaktır. Deniz rezervleri ayrıca iyi bir yönetim modeli oluşturarak kaynakların sürdürülebilir kullanımlarını sağlar. Akdeniz hükümetleri, kendi karasularının korunmasından sorumludur. Uluslararası sular için ise, aynı ülkeler, Akdeniz için Genel Balıkçılık Yönetimi Komisyonu, Barselona Konvansiyonu, Birleşmiş Milletler Deniz Kanunu Konvansiyonu çerçevesinde kolektif bir sorumluluk almalıdırlar.

